Ticari gerilimler ve Ortadoğu’da enerji jeopolitiğini sarsan savaşın gölgesinde ABD Başkanı Donald Trump’ın iki günlük Çin ziyareti sona erdi. Amerikan sermaye temsilcilerinden oluşan heyetiyle Trump’ın, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Pekin’de gerçekleştirdiği ve “çok başarılı” olarak nitelediği görüşmelerde “büyük ticaret anlaşmaları yaptığını” söyledi. “İyimser” tavrı ve bol övgülerine karşın diplomatik ve ticari konularda net bir kazanım elde edemeyen Trump’ın iddialarına karşın masadaki birçok mesele sonuçsuz kalırken görüş ayrılıkları sürüyor.

Trump ve Xi’nin uzun süredir beklenen iki günlük Pekin zirvesi sona erdi. Görüşmelerin odak noktasını Hürmüz Boğazı’ndaki abluka, iki ülke arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler, Tayvan meselesi, başta yapay zekâ olmak üzere teknolojik gelişmeler ile nadir toprak elementleri gibi bağlantılı konular oluşturdu.

İki liderin Washington ile Pekin arasında “özel bir ilişki” bulunduğu söylemlerine rağmen Xi’nin Tayvan konusundaki sert ifadeleri zirveye damgasını vurdu. Xi, Tayvan konusundaki görüş ayrılıklarının kötü yönetilmesinin bu iki büyük gücü “çatışmaya sürükleyebileceği” uyarısı yaptı.

TAYVAN UYARISI YARADI

Trump, ABD’ye dönüşünde Air Force One’da ise Tayvan’a silah satışlarına ilişkin “bir karar vereceğini” belirterek “Son isteyeceğimiz şey 9500 mil ötede bir savaş” sözleriyle, Tayvan konusunda seleflerinden farklı bir yol izleyebileceğinin işaretini verdi.

Görüşmede ekonomik ve ticari ilişkiler de önemli gündem maddeleri arasında yer aldı. Xi, Çin ile ABD arasındaki ekonomik bağların her iki taraf için de kazanç sağladığını belirterek anlaşmazlıkların eşit şartlarda yürütülecek istişarelerle çözülmesi gerektiğini ifade etti.

ABD ve İsrail’in İran’a karşı saldırılarıyla başlayan ve Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklıkla süren savaş da Pekin’de masaya yatırıldı.

PEKİN’DEN ONAY GELMEDİ

Beyaz Saray’dan önceki gün yapılan açıklamada Trump ve Xi’nin “İran’ın nükleer silaha sahip olamayacağı ve Hürmüz’ün açık olması konusunda anlaştığı” öne sürülürken ABD Başkanı da, Pekin’in Tahran’a askeri yardım yapmama sözü verdiğini iddia etti. Trump, ayrıca Çin’in İran müzakerelerinde yardımcı olmayı ve ABD petrolünü ve 200 Boeing uçağını satın almayı kabul ettiğini öne sürdü.

Ancak Pekin yönetiminden İran meselesine dair de Trump’ın açıklamalarını doğrulama gelmedi. İran konusunda Pekin’in “tavrının değişmediğini” kaydeden Çin Dışişleri Bakanlığı cuma günü yaptığı açıklamada, iki liderin perşembe günkü görüşmede “bir dizi yeni mutabakata” vardığını bildirdi. Açıklamada, iki ülke ilişkilerinde gelecek üç yıl ve sonrasında “yapıcı ve stratejik istikrar” sağlanması konusunda anlaşmaya varıldığı belirtildi.

Çin devlet televizyonunda yer alan açıklamaya göre ise Pekin “barış görüşmelerine daha fazla destek vermeyi ve kalıcı barışa ulaşmada yapıcı bir rol oynamayı umduğunu” kaydetti.

***

UÇAKTA TEHDİTLERİNİ SÜRDÜRDÜ

ABD Başkanı Donald Trump, Çin ziyareti dönüşü yaptığı açıklamada İran’a yönelik yeni saldırıların sinyalini verdi. İran’a daha fazla sabretmeyeceğini belirten Trump, Tahran’a Washington ile bir an önce anlaşma yapması çağrısında bulundu. Trump, İran’ın füze kapasitesinin yüzde 80’inin tükendiğini söyledi ve "İran nükleer programını 20 yıl boyunca askıya almalı ve bu gerçek taahhüt olmalı" derken Çin lideri Xi’den Hürmüz için baskı yapmasını istediğini belirtti.

***

HEGEMONYA SAVAŞINA BAĞIMLILIK FRENİ

Dr. Öğr. Üyesi Sırma ALTUN

Günümüzde ABD ve Çin arasındaki ilişkiler, akademik dünyada "İkinci Soğuk Savaş" literatürü çerçevesinde ele alınıyor. Bu mücadele sadece askeri bir gerilim değil; teknoloji, finans, ticaret ve kalkınma gibi çok boyutlu alanlara yayılıyor. Kalkınma alanında Küresel Güney ile Küresel Kuzey arasındaki ilişkinin nasıl tanımlanacağı konusu, Küresel Güney üzerindeki nüfuz mücadelesinin merkezinde yer alıyor. Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika gibi coğrafyalarda sunulan "kalkınma reçeteleri", ABD’nin domine ettiği Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi yapılarla Çin’in alternatif modelleri arasında bir rekabet alanı yaratıyor.

Özkan Yalım Özgür Özel'le ilgili yeniden ifade verecek
Özkan Yalım Özgür Özel'le ilgili yeniden ifade verecek
İçeriği Görüntüle

‘3T’ ZİRVESİ

Başka bir önemli boyut ise ticaret ve kalkınma koridorları, uluslararası ticaretin ve değer zincirlerinin nasıl şekilleneceği, hangi coğrafyaların bu anlamda daha aktif bir rol oynayacağı ve bu alan genel olarak “bağlantısallık” olarak adlandırılıyor. Çok boyutlu bir mücadele. Ama bu mücadele sürekli aynı seyirde devam etmiyor. Bazen bu odakların bazı alanlarında daha sertleşiyor, bazen daha yumuşuyor.

Donald Trump ve Xi Jinping arasındaki son zirve; ticaret, Tayvan ve Tahran olarak özetlenebilecek "3 T" başlığı altında önemli mesajlar verdi. Ticaret ve ekonomik iş birliği noktasında her iki tarafın da daha yumuşak bir ton tercih ettiği görülüyor. Özellikle teknoloji devlerinin yöneticilerinin bu süreçteki varlığı, teknoloji alanındaki sertleşmenin bir miktar esneyebileceğine işaret ediyor. Ancak bu durum, yapısal bir uzlaşmadan ziyade taktiksel bir yumuşama niteliği taşıyor. Zira Tayvan ve İran meselesinde taraflar arasında hâlâ belirgin bir söylem birliği bulunmuyor.

Tayvan meselesi mücadelenin en keskin çizgisi olmaya devam ediyor. Xi, bu zirvede Tayvan konusundaki duruşunu daha önceki ikili görüşmelere kıyasla çok daha direkt ve net bir biçimde ifade etti. ABD bu konuda henüz somut bir geri adım sinyali vermedi. Tayvan, her an sertleşmeye müsait bir fay hattı olarak varlığını koruyor.

ZORUNLU ORTAKLIK

Teknoloji ve özellikle yapay zekâ alanındaki rekabet, karşılıklı bağımlılık nedeniyle karmaşık bir hal alıyor. Apple gibi dev teknoloji şirketlerinin Çin pazarına ve üretim zincirine olan derin bağımlılığı, kısa vadede tam bir "kopuşun" mümkün olmadığını gösteriyor. ABD yönetimi bu kopuşu siyasi olarak zorlasa da Çin’in tamamen kendi içine dönerek kendi yapay zekâ teknolojisini ve askeri kapasitesini geliştirmesi, Batı için uzun vadede daha büyük bir güvenlik tehdidi olarak algılanıyor.

Bu nedenle, teknoloji alanındaki ticaretin bir süre daha "zorunlu bir ortaklık" şeklinde devam edeceği öngörülüyor. Bu bağlamda ilişkilerin niteliğini vurgulamak için Xi, Türkçe’ye ‘yapıcı stratejik istikrar’ olarak çevirebileceğimiz bir kavram ortaya attı. Bu kavramın bileşenlerini ise şöyle sıraladı: işbirliği, ılımlı rekabet, yönetilebilir farklılıklar ve barış vaat eden kalıcı bir istikrar. Bu kavram rekabet, işbirliği ve farklılıkları barış vaadi etrafında birleştiren kapsamlı bir çerçeveye işaret ediyor.

Sonuç olarak Trump ve Xi arasındaki bu yeni temas, küresel sistemde köklü bir kırılma yaratmaktan ziyade, ekonomik temelli ve geçici bir rahatlama dönemi sunuyor. Ancak taraflar arasındaki temel hegemonya mücadelesi ve çıkar çatışmaları tüm hızıyla devam ediyor. Bu süreci rekabetin sona erdiği bir dönem olarak değil, girift bağımlılık ilişkisinin tarafları yumuşamaya ittiği bir süreç olarak okumak gerek.