ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda süren ablukası nedeniyle İran’la müzakereler ve savaşın gidişatı hakkında belirsizlik sürüyor. ABD ve İran’ın karşılıklı olarak tankerlere el koymasıyla gerilim tırmanırken Tahran, tekrar masaya oturmak için ablukanın kaldırılması şartını koşuyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 13 Nisan’da abluka başlatmasından bu yana çoğu petrol tankeri olan 31 geminin İran limanlarına giriş-çıkış yapmasının engellendiğini ve rotalarının geri çevrildiğini açıkladı.

Hürmüz’deki restleşme Asya sularına da taşınırken Reuters’ın aktardığına göre ABD ordusu, Hindistan, Malezya ve Sri Lanka açıklarında İran bayraklı en az üç petrol tankerini durdurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu da önceki gün Hürmüz Boğazı’ndan çıkmaya çalışan iki konteyner gemisine el koyduğunu duyurmuştu. Devrim Muhafızları iki gemiye el konulan operasyonların görüntülerini de yayınladı.

İzmir'de 'çöp tesisi' eylemleriyle tanınmıştı... AK Parti'ye katıldı!
İzmir'de 'çöp tesisi' eylemleriyle tanınmıştı... AK Parti'ye katıldı!
İçeriği Görüntüle

Tarafların Hürmüz Boğazı’nı bir pazarlık kaldıracı olarak kullanma girişimleri sürerken Tahran, müzakere masasına dönüş için Amerikan ablukasının kaldırılmasını şart koşuyor.

ABLUKA ATEŞKESİN İHLALİ

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile ateşkesi tek taraflı olarak süresiz şekilde uzatmasına ilişkin “Tam bir ateşkes, deniz ablukası ve dünya ekonomisinin rehin alınmasıyla ihlal edilmediği zaman anlamlı olur” dedi.

ÇEKİLME YOKSA ANLŞMA YOK

İran’daki ateşkesle paralel ilerleyen Lübnan’daki ateşkes sürecinde de İsrail’in ihlalleri ve güneyde süren işgali, ABD’de yapılması planlanan ateşkes görüşmelerine gölge düşürdü. İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyinde hedef aldığı 2 gazeteciden biri olan Al Akhbar muhabiri Emel Halil’i öldürdü.

Lübnan Başbakanı Navaf Selam, gazetecileri hedef almanın ve kurtarma ekiplerinin yaralılara ulaşmasını engellemenin "açık bir savaş suçu" olduğunu söyledi. Selam, Washington Post’a verdiği demeçte ise Trump yönetiminin İsrail üzerindeki baskıyı artırması gerektiğini söylerken “İsrail’in Lübnan’dan tamamen çekilmesini içermeyen hiçbir anlaşmayı kabul etmeyeceklerini” söyledi.

Görüş

SÜREÇ ABD ABLUKASINDA TIKANDI

Ukrayna’da gördüğümüz belirsizlik ortamının bir benzeri, hatta daha yükseği şu an Ortadoğu’da yaşanıyor. Mevcut veriler ışığında baktığımızda, Pakistan temasları sırasında şöyle bir çerçeve planlanmış gibi görünüyor: Lübnan’da ateşkes sağlanacak, ardından ABD ablukayı kaldıracak ve İran da buna karşılık Hürmüz Boğazı’nı trafiğe açacak. Ancak ABD tarafında ablukanın kaldırılmasına yönelik somut bir adım atılmadığı için İran hemen geri adım attı. İran’ın müzakere masasına karşı büyük bir güvensizliği var; çünkü ne zaman masaya otursalar, görüşmeler sürerken işin bir şekilde sıcak çatışmaya evrildiğini deneyimlediler. Bu yüzden abluka kalkmadan masaya oturmayı planlarını bozan, masada ellerini zayıflatan bir durum olarak görüyorlar.

EKONOMİK BASKI ARTIYOR

Buradaki en kritik nokta ablukanın kapsamı. Tahran, Trump’ın ateşkesi uzatma kararını bir çıkış stratejisi olarak değil, çatışmanın yeni bir boyutu, “yeni bir pozisyon alma” olarak görüyor. ABD’nin ilan ettiği abluka sadece Hürmüz Boğazı’nın içindeki limanları değil, dışındaki Jask ve Çabahar gibi stratejik limanları da kapsıyor. Özellikle Çabahar, Hindistan’ın altyapısına destek verdiği ve İran üzerinden Rusya’ya açılan önemli bir ticaret kapısı. ABD bu hamlesiyle İran’ı dünyadan tamamen izole ederek "maksimum baskı" politikasını en üst seviyeye taşıdı. Bu durum İran’ı bir ikilemde bırakıyor: Ya masaya dönecekler ya da ateşkes bozulursa bunu askeri bir hamleyle kendileri yapacaklar. Trump burada topu tamamen İran’a atmış durumda.

İran’ın iç dinamiklerine baktığımızda, Devrim Muhafızları’nın "önce abluka kalkmalı" duruşu çok baskın. Batı medyasında sıkça işlenen sivil bürokrasi ile askeri bürokrasi arasındaki fikir ayrılığı iddialarına ben pek katılmıyorum. Aralarında daha ziyade bir görev paylaşımı ve stratejik uyum var. Ayrıca İran kamuoyunda, özellikle sivil altyapıya ve okullara yapılan saldırılardan sonra artan çok ciddi bir milliyetçi dalga var. İran, yaşadığı büyük yıkıma rağmen kendisini psikolojik olarak galip veya en azından "sağlam" görüyor. Savaş İran’ı belki on beş-yirmi yıl geriye götürdü ama rejim çökmedi. Onların perspektifinden bakıldığında asıl önemli olan "direniş" kültürü.

LÜBNAN YENİ SAHNE

Direniş aksının diğer bileşenlerine gelirsek; Lübnan’da uzun süredir gündemde olan Hizbullah’ı silahsızlandırmak mevcut şartlarda neredeyse imkânsız. İsrail ilk aşamada Litani Nehri’nin güneyini insansızlaştırıp Hizbullah’ı oradan atmak istiyor. Bu, Lübnan’da çok fazla dengeyi değiştirdi. İç göç gibi büyük insani krizler yaratırken Maruniler, Şiiler, Dürziler ve Sünnilerin arasındaki fay hatlarını da tetikleyerek iç savaşa kadar götürebilir. Şu an aksın en güçlü ve aktif unsuru ise Husiler. Yemen’de tanınmasa da yarı-devlet statüsünde olan bu yapı, Bab’ül Mendeb’i kapatma ve İsrail’in merkezine füze gönderme kapasitesine sahip.

IRAK ISINACAK

Irak’ta ise Haşdi Şabi’nin dönüşümü dikkat çekici. Artık sadece paramiliter bir güç değil; Hizbullah ile Devrim Muhafızları modeli arasında bir yerde. Irak devletinin içine tamamen entegre olmuş durumdalar. Meclisteki sandalye sayıları ve siyasi ağırlıkları nedeniyle Irak’ta onlarsız bir hükümet kurmak mümkün değil. Bu kadar kurumsallaşmış ve devlet aygıtı haline gelmiş bir yapıyı dışarıdan baskıyla yok etmek çok zor.