GÜNDEM

KÖRFEZİN CAM KULELERİ DEĞİL, BU MİLLETİN TOPRAĞI

Yılmaz Kurt yazdı...

9 Mart 2026 itibarıyla İran savaşı, Körfez’in parıltılı vitrinini bir kez daha gerçeğe çarptı. 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail ile İran savaşı, birkaç gün içinde petrol fiyatlarını 2022’den bu yana görülen en yüksek seviyelere taşıdı; Reuters’a göre ham petrol aynı gün yüzde 20’nin üzerinde sıçradı ve 119 dolar civarını gördü. Hürmüz hattındaki gemi trafiği neredeyse durma noktasına gelirken, yüzlerce tanker Körfez’de ve boğaz çıkışında beklemeye mahkûm oldu. 

Şimdi soralım: Böyle bir tabloda hâlâ servetini Dubai’nin cam kulelerine, Körfez’in vitrin ekonomisine, yabancı tabelaların gölgesine taşıyanlara ne demeli? Kusura bakılmasın ama bunun adı “akıllı yatırım” değil; bunun adı kendi ülkesinin yükünü paylaşmaktan kaçmaktır. Çünkü millet olmanın bir bedeli vardır. O bedel, zor günde bayrağı sosyal medyada paylaşmak değil; sermayeyi, üretimi, istihdamı ve güveni kendi ülkesinde tutmaktır.

Parıltının Arkasında Kırılganlık Var

Dubai yıllardır bir masal gibi pazarlandı: gökdelenler, lüks siteler, vergisiz kazanç, sınırsız fırsat… Ama savaşın dumanı yükselince masalın ne kadar kırılgan olduğu da ortaya çıktı. Reuters’ın 9 Mart tarihli haberlerine göre Dubai’nin ana hisse endeksi o gün yüzde 2,8 düştü; dört seansta kaybı yüzde 11’i aştı. Aynı çatışma, Dubai ve Doha havalimanlarını ağır biçimde aksattı, on binlerce yolcuyu mahsur bıraktı ve bölgenin “güvenli merkez” imajını sarstı.

Demek ki mesele yalnızca kâr değilmiş. Demek ki mesele yalnızca yüksek kira getirisi, parlak rezidans, yabancı pasaportlu komşular değilmiş. Demek ki ilk ciddi sarsıntıda o ışıltılı yatırım broşürlerinin yerini; savaş primi, sigorta maliyeti, kapanan hava sahası, duran sevkiyat ve çöken borsa ekranları alıyormuş.

Sermayenin de Bir Ahlâkı Olur

Bu ülkenin insanı burada kazanacak, sonra gidip kazandığını başka başkentlerin kasasına, başka emlak piyasalarının cebine, başka limanların arkasına yığacak; sonra da dönüp “memlekette niye üretim yok, niye istihdam az, niye sanayi zayıf?” diye soracak. Olmaz. Çok açık söyleyelim: Kendi toprağından kazandığını kendi toprağına yatırmayan anlayış, ekonomik tercih yapmıyor; aidiyet testi veriyor.

Elbette Türkiye’nin eksiği var. Hukukta, eğitimde, sanayide, planlamada, öngörüde eksikler var. Ama çare, memleketin açığını kapatmak yerine parayı valize koyup yabancı vitrinlere taşımak değildir. Tam tersine, ülkesine inanan sermaye eksikle kavga eder, riskle mücadele eder, üretimi burada kurar. Çünkü vatanseverlik sadece nutukta değil, bilanço kalemlerinde de görünür.

İran Savaşı Bir Uyarıdır

Bugün Körfez’de yaşanan kriz, sadece bir bölge savaşı değildir; aynı zamanda “güvenli liman” diye pazarlanan düzenlerin ne kadar hızlı sarsılabildiğinin ilanıdır. Reuters’a göre savaş dünya ticaretini, enerji akışını ve hava taşımacılığını aynı anda vuruyor; bölgenin turizm ve ticaret merkezi olarak inşa ettiği imajı da zedeliyor. Yani Dubai’ye para kaçıran, aslında sağlam zemine değil; dışarıdan cilalı, içeriden kırılgan bir modele yaslanıyor. 

O yüzden bugün söylenecek söz nettir: Dubai’yi bırak, ülkene yatırım yap. Körfez yanarken servetini yabana taşıma. Bu milletin alın teri, bu milletin toprağında çoğalmalı. Fabrika burada kurulmalı. Liman burada büyümeli. Tarla burada sulanmalı. Genç burada iş bulmalı. Vergi burada ödenmeli. Çünkü kriz günü geldiğinde insanı kurtaran şey yabancı kulelerin manzarası değil, kendi memleketinin omurgasıdır.

Ve evet, bunu artık yüksek sesle söylemenin zamanı gelmiştir: Türk’ün parası, Türk toprağında değer kazanmalıdır. Geri kalanı gösteriştir. Geri kalanı hevestir. Geri kalanı, ilk fırtınada dağılan bir Körfez serabıdır.

Yılmaz KURT
Gemi İnşaatı ve Makineleri Mühendisi
Mail: info@egeajans.com
Tel: 05300626295