Trump: "Erdoğan dostum, her zaman konuşuruz"
Trump: "Erdoğan dostum, her zaman konuşuruz"
İçeriği Görüntüle

Fransa’da geçen hafta Paris banliyölerinde eğitime daha fazla kaynak için başlayan lise öğrencilerinin protestoları giderek büyüyor. Eğitim sistemine olan tepki, hükümetin kemer sıkma bütçesi gibi politikalarına karşı daha geniş bir isyana dönüştü. Nisan ayında cumhurbaşkanlığı seçimine gidecek ülkede özellikle gençler ve göçmenler arasında popülaritesi giderek artan Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), ise hem aşırı sağın hem de hükümetin hedefinde.

Fransa’nın başkenti Paris’te haftalar önce başlayan lise protestoları, sendikaların çağrısıyla tüm ülkeye yayıldı.

Öğretmen eksikliği, aşırı kalabalık sınıflar, bakımsız binalar ve eğitim bütçesindeki kesintilere karşı genel seferberlik çağrısının ardından grevler ve okul işgalleri kısa sürede ülke genelinde 300’den fazla eğitim kurumuna yayıldı.

Dijon, Lyon, Strasbourg, Lille, Marsilya ve Nice gibi kentler de eylemlere sahne olurken perşembe günü üniversite öğrencileri ve sendikaları da lise öğrencilerinin protestolarına dâhil oldu. Öğrenci örgütlerine göre ülke genelinde yaklaşık 30 üniversite kampüsünde blokaj eylemleri düzenlendi.

POLİSİN SERT MÜDAHALESİ

Paris'te cuma günü kentin güneyindeki Leonard de Vinci Lisesi ile güneydoğusundaki Gaston-Bachelard Lisesi'nin girişlerinde yangın çıktı. Öğrenciler, Nantes kentindeki Nelson Mandela Lisesi’ni de sabah saatlerinde ateşe verdi, okul çevresindeki yollar geçici olarak trafiğe kapatıldı. Birçok kentte polis, öğrencilere biber gazı ile sert müdahalede bulundu.

Bazı yerlerde şiddet olaylarına sahne olan protestolarda çoğu öğrenci yaklaşık 2 bin kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Fransa Eğitim Bakanlığı, yaklaşık 400 okulun kapalı kalacağını ve öğrencilerine uzaktan eğitim vereceklerini açıkladı. Eğitim Bakanı Edouard Geffray, eylemler başladığından bu yana 170 öğrencinin ve 65 eğitim mensubunun yaralandığını kaydetti.

Fransa'da Genel İş Konfederasyonu (CGT), İşçi Gücü (FO), Birleşik Sendikalar Federasyonu (FSU) ve Solidaires sendikaları, öğrencilere destek için 6 Ekim'de ülke genelinde eğitim koşullarının iyileştirilmesi talebiyle düzenlenecek gösterilere katılacaklarını duyurdu.

AŞIRI SAĞ DA HEDEF ALIYOR

Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu perşembe günü ülke geneline yayılan protestolara yönelik bir kriz toplantısı düzenledi. Gösterilerin "kentsel şiddete" dönüştüğünü savunan hükümet, “istihbarat servislerine dayanarak” olayların arkasında “radikal sol” olarak nitelediği Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa’sının (LFI) bulunduğunu öne sürdü.

Merkez sağ Cumhuriyetçilerin cumhurbaşkanı adayı Bruno Retailleau ise eylemlerden LFI'yi sorumlu tutarak partinin kapatılmasını talep etti. Aşırı sağcı Ulusal Birlik’in (RN) lideri ve cumhurbaşkanı adayı Marine Le Pen, “profesyoneller tarafından organize edilen ve LFI tarafından yönlendirilen isyanlar” olduğunu söyledi. Le Pen, gösterilere karşı hükümetten “isyan karşıtı ve güvenlik güçlerine daha geniş yetkiler veren yasalar” talebinde bulundu.

MELENCHON’DAN TEPKİ

Melenchon ise Retailleau'yu "gülünç" bulduğunu savunarak "Fikirlerimizi beğenmediği için bizi (partimizi) yasaklamak istiyor” ifadesini kullandı. Retailleau'nun tavrının "saçma" olduğunu belirten Melenchon, partisinin herhangi bir üyesinin bir lisede eylem hareketi başlatmaya yönelik bir yazılı açıklaması, konuşması veya çağrısı olmadığının altını çizdi.

Melenchon, partisine yönelik suçlama hakkında “Bu onlar için, liselerdeki sorunu çözmenin yolu. Herhangi bir sorun yokmuş gibi davranıyorlar” dedi. LFI lideri, bu değerlendirmeyi hangi istihbarat biriminin yaptığının açıklanmasını talep etti. Partisinin şiddet içermeyen mücadele yöntemlerini savunduğunu söyleyen Melenchon, öğrencilere şiddet olaylarından uzak durma çağrısı yaparak “Bu sadece düşmanlarımızın çıkarına olur” dedi. Gençlere yönelik polis şiddetinden endişe ettiğini söyleyen Melenchon, bu şiddetin "kabul edilemez" olduğunu vurguladı.

BÜTÇE ÖFKEYİ KÖRÜKLEDİ

Protestolar artan hayat pahalılığı ve yüksek enflasyonun gölgesinde gerçekleşirken hükümetin daha fazla kemer sıkma öngören 2027 bütçesini açıklamasıyla gerilim daha da tırmandı. Fransa hükümeti, tarihinin en yüksek kamu borcu seviyelerine ulaşması nedeniyle 2027 yılı için 54 milyar avroluk devasa bir kemer sıkma bütçe teklifini meclise sundu. “Jeopolitik riskler” nedeniyle savunma bütçesinde artışa giden hükümetin sunduğu teklif, kamu sektörü, emeklilik ve sosyal yardımlarda geniş kesintiler ve yeni vergiler öngörüyor.

Nisan-Mayıs 2027'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin en güçlü adayı olarak görülen aşırı sağcı Le Pen, uluslararası sermayeye “mali açıdan sorumlu” bir lider imajı çizmek için kemer sıkma bütçesine “şartlı destek” vereceğinin sinyalini verdi. Son dönemde özellikle gençler arasında popülaritesi giderek artan ve mayıs ayındaki ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçiminde Le Pen’in rakibi olması öngörülen Melenchon ise 2027 bütçe taslağının ekonomik ve sosyal krizi derinleştireceğini belirterek bütçeyi mecliste düşüreceklerini söyledi.

∗∗∗

YILLARDIR BİRİKEN ÖFKE PATLADI

Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Uluslararası Komisyon Üyesi Emre Öngün, Fransa’daki öğrencilerin sokağa taşıdığı toplumsal öfkeyi, protestolarla derinleşen siyasi gerilimi ve partiye yönelik “şeytanlaştırma” kampanyasını BirGün’e değerlendirdi:

“Bugün sokakta gördüğümüz öfkenin hem uzun hem kısa vadeli sebepleri var. Uzun vadeli sebep, Macron hükümetlerinin yıllardır uyguladığı katı kemer sıkma politikalarının eğitim ve sağlık gibi kamu sektörlerini çökme noktasına getirmesi yatıyor. Son 20 yılda öğretmenlerin alım gücünün %20 oranında erimesi personel açığına yol açarken, bütçesizlikten dolayı okulların fiziki şartları tuvaletlerinde tavan bile bulunmayan üçüncü dünya ülkelerini andıracak kadar kötüleşmiş durumda. Bu, her geçen yıl daha da kötüleşen yılların birikimi olan bir süreç.

Kısa vadeli tetikleyici ise meclise sunulan ve ordu ile polis dışında kalan tüm alanlarda daha sert kesintiler öngören yeni bütçe tasarısı oldu. Zaten bu haftanın başında, salı günü, bütçeye karşı kamu sektöründe bir grev günü vardı ve aslında olaylar orada başladı. Kamu çalışanlarının yanında öğrenciler de harekete geçti. Sendikaların grev kararı yeni bütçeyle alakalıydı ancak mevcut eylemler, artık "yeter" noktasına gelindiği için alevlenen uzun bir sürecin son noktası.

Şu aşamada eylemlerin tüm ülkeyi durduracak bir genel greve dönüşmesi için henüz erken. Fakat 6 Ekim'de eğitim sektörü sendikalarının aldığı geniş çaplı grev kararı, hareketin eğitim ayağında kararlılıkla devam edeceğini gösteriyor.

ŞEYTANLAŞTIRMA KAMPANYASI

Öfkenin bu kadar sıcak yaşandığı bir dönemde yeni bütçenin meclise sunulması tepkileri şüphesiz daha da körükleyecektir. Ancak hükümetin geri adım atmak veya zenginleri vergilendirmek gibi bir vizyonu yok. Tek yapabildikleri muhalefeti, özellikle de Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumise - LFI) partisini şeytanlaştırmak.

Küresel çapta gençlerin derin bir geleceksizlik hissi yaşadığı bir gerçek. Bu umutsuzluk ortamında partimizin lideri Jean-Luc Mélenchon, gençler ve özellikle azınlık kökenli kesimler arasında açık ara en popüler lider konumuna yükseldi. Partimizin hedef alınmasının kırılma noktası, 2019 yılında Fransa'daki sol partiler arasında bir ilki gerçekleştirerek İslamofobiye açıkça karşı çıkmamız oldu. 7 Ekim sonrası Filistin'de yaşanan soykırıma karşı durmamız ve Filistinli bir avukatı Avrupa Parlamentosu'na seçtirmemizle egemen sınıfın saldırıları zirveye ulaştı.

‘RİSK ALMIYORLAR’

Bugün iktidar medyası partimizi “Yahudi düşmanı” veya "Cumhuriyet düşmanı" ilan ederken, İçişleri Bakanı sokaktaki münferit şiddet olaylarından doğrudan bizi sorumlu tutuyor. Hükümet mecliste bütçeye karşı oy vermeyeceğini açıklayan aşırı sağcı Le Pen cephesiyle el ele verirken, sokaklarda ise faşist gruplar eylemci öğrencilere saldırıyor.

Bu şeytanlaştırma kampanyasının asıl hedefi önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Mélenchon'un ikinci tura kalıp aşırı sağa karşı yarışma ihtimali çok yüksek olduğu için, merkez cephe toplumu "sol gelirse kaos olur" söylemiyle korkutmaya çalışıyor. Ne yazık ki diğer sol partiler de bu süreçte sağlam bir duruş sergileyemiyor. Sosyalist Parti risksiz siyaset yapmayı seçerken, Yeşil Parti kendi içinde bölünmüş, Komünist Parti ise mecliste iyice zayıflamış durumda.