AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümü dolayısıyla Haliç’te düzenlenen törende açıklamalarda bulundu.
Hamasi ve fetihçi söylemlerini sürdüren Erdoğan, ‘İstanbul’un fethini hala içine sindiremeyenler var’ sözleriyle üstü kapalı biçimde muhalefete yüklendi.
Konuşmasında sık sık Cumhur İttifakı vurgusu yapan Erdoğan, “Rabbim daha nice fetihlere bizleri eriştirsin. Bunun için de Cumhur ittifakının birliğini daim eylesin” dedi.
Erdoğan’ın konuşmasında en dikkat çekici nokta ise “İstanbul'un geleceğini karartmak isteyenlere meydanı bırakmayacağız” sözleri oldu. Erdoğan, verdiği Fatih Sultan Mehmet örneği üzerinden her şeyin zamanlama ve planlama meselesi olduğunu söyledi.
2017’deki bir konuşmasında "İstanbul müstesna bir şehir ama biz kıymetini bilemedik, ihanet ettik. Ben de bundan sorumluyum" ifadelerini kullanan Erdoğan bugün İstanbul için her şeyi yapacaklarını söylese de AKP yönetiminde kent rant ve talan odaklı siyasetin merkezi haline getirildi.
“İstanbul'un geleceğini karartmak isteyenlere meydanı bırakmayacağız. Bu aziz şehri gözümüz gibi koruyacağız" diyen Erdoğan, AKP dönemindeki İstanbul yönetimini ise es geçti.
RANTIN MERKEZİ OLDU
AKP’nin iktidara gelişi ile beraber devasa bir rant ekonomisinin merkezinde dönüştürüldü. Özellikle AKP’nin hem merkezi yönetimde hem de uzun yıllar belediye yönetimlerinde kurduğu siyasi-ekonomik ağ, kentin doğal varlıklarını, kamusal alanları neoliberal politikalar etrafında tamamıyla piyasanın eline bıraktı.
Bu zaman diliminde ormanlar imara açıldı, su havzaları yapılaşmaya kurban edildi, sahiller özelleştirildi, askeri alanlar sermaye projelerine tahsis edildi.
“Mega proje” söylemiyle sunulan birçok yatırım, şehir plancıları, çevre örgütleri ve meslek odaları tarafından “rant transfer mekanizması” olarak değerlendirildi.
TARİKATLARA TESLİM EDİLDİ
İBB döneminde birçok kamu kaynağı TÜGVA, TÜRGEV, İHH gibi gerici vakıf ve derneklere de peşkeş çekildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2018 ve daha öncesinde vakıf, dernek ve cemaatlere yaptığı yardım 847 milyon liradan fazla olduğu bilinirken yardım alan kuruluşların önemli bir bölümünü Erdoğan'a yakın vakıf ve dernekler oluşturdu.
GEZİ HEP KARŞILARINDA
İktidarın hamasi söylemlerine karşı kente ise her bir eşikte halk sahip çıktı. 2013 yılında Taksim Gezi Parkı’nda başlayan direniş, AKP döneminde İstanbul’daki rant ve talan düzenin, ifşa eden ve iktidara karşı en büyük toplumsal itirazlardan biri haline geldi. Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmek istenmesine karşı başlayan direniş rant ve talan politikalarına karşı kent hakkına yönelik yıllardır biriken öfkenin de bir patlaması oldu.
Bu anlamıyla Gezi, aynı zamanda AKP’nin İstanbul’u yönetme biçimine yönelik büyük bir itiraza da dönüştü.
Direniş karşısında Gezi’de istediğini başaramayan AKP iktidarı, daha sonra kenti dönüştürebildiği her alana el uzattı. Parklar küçüldü, mahalleler kentsel dönüşüm adı altında yıkıldı, kamusal alanlar olabildiğince ticarileştirildi.
YEŞİL ALANLAR AZALDI
Uzmanlara göre İstanbul, son yirmi yılda kişi başına düşen yeşil alan bakımından dünyanın büyük kentleri arasında en kötü örneklerden biri haline geldi. Kent merkezindeki yeşil alanlar sürekli küçülürken, yeni yapılaşmalar için sürekli plan değişiklikleri yapıldı.
Özellikle üçüncü köprü, üçüncü havalimanı ve Kuzey Marmara Otoyolu projeleriyle birlikte İstanbul’un kuzey ormanları büyük ölçüde tahrip edildi. Bir zamanlar nefes alınabilen mahalleler bugün yüksek katlı rezidanslarla çevrildi. Çocuk oyun alanları ve parklar yerini otoparklara, AVM’lere ve lüks konut projelerine bıraktı.
SAHİLLERDE HALK YOK
İstanbul’da uzun yıllardır tartışma yaratan başlıklardan biri de kıyıların halkın kullanımından çıkarılması oldu. Kıyı Kanunu’na rağmen birçok sahil hattında oteller, marinalar, lüks işletmeler ve özel projeler nedeniyle yurttaşların denize erişimi kısıtlandı.
Özellikle Galataport projesiyle birlikte Karaköy kıyısının büyük bölümü güvenlik bariyerleriyle çevrildi. İstanbul’un en değerli sahil şeritlerinden bazıları fiilen şirketlerin kontrolüne geçti. Benzer biçimde Haliç kıyıları, Zeytinburnu sahili ve Boğaz hattındaki birçok alan yüksek gelir gruplarına hitap eden projelerle dönüştürüldü.
ASKERİ ALANLARIN İMARI
15 Temmuz darbe girişiminin ardından İstanbul’daki çok sayıda askeri alanın boşaltılması, başlangıçta “yeşil alan olacak” vaadiyle kamuoyuna sunuldu. İstanbul’un deprem açısından kritik toplanma alanları arasında bulunan bazı büyük askeri araziler, imar planı değişiklikleriyle yapılaşmaya açıldı. Şehir plancıları, bu alanların park ve afet toplanma merkezi olarak korunması gerektiğini savunurken AKP iktidarı bu projeleri de “şehircilik yatırımı” olarak tanımladı.
KANAL İSTANBUL
Öte yandan AKP döneminin en tartışmalı projelerinden biri olan Kanal İstanbul, yıllardır “çılgın proje” söylemiyle savunulmaya devam ediliyor. Bilim insanlarının, şehir plancılarının ve çevre uzmanlarının devasa emlak ve rant projesi olarak tanımladığı Kanal İstanbul ise yapımına ve ihalelerine devam ediliyor. İSKİ’nin uyarılarına rağmen Sazlıdere çevresinde TOKİ eliyle büyük konut projelerinin sürdürülürken uzmanlara göre Kanal İstanbul’un yaratacağı en büyük tahribatlardan biri, içme suyu rezervleri üzerindeki baskı olacak. Kentin zaten alarm veren su kaynaklarının, yeni yapılaşma ve nüfus yüküyle daha da kırılgan hale geleceği belirtiliyor.
BETON EKONOMİSİ
İstanbul’un dönüşüm sürecinde en büyük ekonomik sıçramayı yaşayan sektörlerin başında inşaat geldi. Kamu-özel işbirliği modeliyle yürütülen projeler, iktidara yakın büyük müteahhitlik şirketlerini devasa sermaye gruplarına dönüştürdü. AKP iktidarının en sert eleştirilen uygulamalarından biri de defalarca çıkarılan imar afları oldu. Kaçak ve mühendislik hizmeti almamış yapıların yasallaştırılması, özellikle deprem uzmanları tarafından “felaket çağrısı” olarak değerlendirildi.
İHALE DÜZENİ
Öte yandan rejim muhalefetsiz Türkiye hayali için yargı merkezli operasyonlarla CHP’li belediyelere ‘yolsuzluk’ üzerinden etkisiz hale getirmeye çalışırken İstanbul AKP döneminde bu tartışmalar hiç eksilmedi. Muhalefetin sık sık gündeme getirdiği dosyalarda araç tahsisleri, kamu zararları, pazarlık usulü ihaleler ve siyasi bağlantılı şirketler öne çıktı. Bazı iddialar yargıya taşınsa da önemli bölümünde etkin soruşturma yürütülmedi.
Ülkedeki rejim değişikliği ile başlayan süreçte AKP için en önemli eşiklerden birisi İstanbul’un kaybedilmesi olurken kentin muhalefete geçmesi rant ve talan politikalarına darbe vurdu. Toplumsal desteğini kaybetmeye başlayan rejimin ilk hedefi de İstanbul oldu. Hem İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptali ile başlayan süreçte belediye başkanları da tutuklanırken yolsuzluk iddiaları muhalefeti etkisizleştirmek için kullanılmaya çalışılıyor.
REJİME KARŞI MÜCADELE
AKP döneminde yaratılan rant ve talana dayalı politikalar, yolsuzluklar, kamusal alanların daralması her dönem halkı karşısında buldu. Gezi direnişi, Validebağ savunması, Kuzey Ormanları nöbetleri ve mahalle forumları, kentlerin şirketleşmesine ve yaşam alanlarının sermayeye devrine karşı büyüyen toplumsal itirazın parçaları oldu.
Bugün de milyonlarca yurttaş iktidar blokunun bu politikalarının tam karşısında yer alırken tüm bunların rejimin tercihi olduğunun ve her bir karşı çıkışın rejime karşı mücadelenin birer parçası olduğunun farkında.




