Her sabah şafak baskınlarıyla gözaltına alınan ünlüler, ülkenin içine sürüklendiği suç cenderesini gizlemeye yetmiyor. Son olarak İstanbul Valisi Davut Gül’ün açıkladığı 3 yıllık emniyet verileri, meselenin birkaç magazin figürüyle kapatılamayacak boyutlara ulaştığını gösterdi.Vali Gül, dün yaptığı basın toplantısında söze, uyuşturucu operasyonlarının iki yıl içinde yüzde 44 arttığını belirterek başladı. Gül, "Tutuklanan kişi sayısı yüzde 63 artışla 9 bin 115’e çıktı. Adli kontrol kararları ise yüzde 94 oranında arttı. Ele geçirilen narkotik maddelere baktığımızda; eroin ve türevlerinin yüzde 10 azaldığını görüyoruz ancak hap ve benzeri sentetik ürünlerin yüzde 310, kenevirin ise yüzde 240 arttığını müşahede ediyoruz. Bu durum, kullanıcıların ve ticaretini yapanların piyasaya farklı ürünler sunmasından kaynaklanıyor. Genel toplama baktığımızda, yakalanan uyuşturucu miktarı yüzde 280’in üzerinde bir artış göstermiştir" dedi. Vali Gül’ün "başarı" olarak sunduğu bu veriler, aslında İstanbul’un organize suç örgütlerinin cirit attığı bir merkeze dönüştüğünü kanıtlıyor. Ülkenin diğer büyük kentlerinde de tablo İstanbul’dan farklı değil.
SADECE YÜZDE 10’U
Dünya genelinde uzmanların kabul ettiği sarsıcı bir istatistik var: Kaynağı suç olan gelirlerde ya da maddelerde yakalanma oranı yüzde 10-15 bandında kalıyor. Yani piyasada dolaşıma sokulanın ancak onda biri yakalanabiliyor. Vali Gül tarafından açıklanan rakamlar bu genel bilgi ışığında değerlendirildiğinde, içine girilen karanlık çok daha net görülecektir. Dünyanın dört bir yanındaki baronların hesaplaşma alanına dönen İstanbul’da tablonun bu noktaya gelmesi şaşırtıcı değil. Kara paraya kapılarını sonuna kadar açan Türkiye, şimdi bu tercihin ağır sonuçlarıyla yüzleşiyor.
Jandarma ve emniyet kayıtları bize başka bir gerçeği daha sunuyor: Rakamlar her yıl katlanarak artıyor. Bu istatistikleri sadece "kolluk başarısı" olarak sunmak, buzdağının sadece suyun üzerindeki kısmıyla ilgilenmek anlamına gelir. Esas kütle aşağıda ve tehlike her geçen gün büyüyor. Son günlerde ünlülere yönelik düzenlenen uyuşturucu operasyonları, meseleyi sulandırmak ve kamuoyunun dikkatini dağıtmak dışında bir sonuç üretmiyor. Şayet iktidarın bu operasyonlardan halk sağlığını korumak dışında bir beklentisi yoksa, mevcut yöntemlerle sonuç alınması da mümkün görünmüyor. Sistemsel Çürüme ve Sorulmayan Sorular İktidarın "temizlik" illüzyonu, yapısal çürümeyi örtmeye yetmiyor. Sokaklara saçılan bu devasa suç ağının, sadece magazin figürlerinin karakola çekilmesiyle çözülemeyeceği ortada. Türkiye’nin "kara para" ve "gri liste" süreçleriyle örselenen ekonomik tercihlerinin bedeli, bugün mahalle aralarına kadar sızan sentetik uyuşturucu salgınıyla ödeniyor. Asıl mesele, buzdağının su altındaki gövdesidir; yani suçun kurumsallaşması ve paranın kaynağına sorulmayan sorulardır. Siyaset, sermaye ve suç üçgeni kırılmadığı sürece, açıklanan her "başarı" aslında bir çöküşün raporu olmaya devam edecektir. (Birgün)





