Her gün geçtiğim sokaklar... Depremin yıldönümü. Hatay’da büyük felaketin üçüncü yılında anmalar, yürüyüşler ve adalet talepleri sürerken, kent şantiye görünümünde.

Yaşar Kemal, bir memleketin yıkımını anlatırken “taşın toprağın hafızası vardır” der. İnsan gider ama acı kalır. Hatay’da depremin üçüncü yılında hissedilen budur: Gitmeyen bir acı, bitmeyen bir yıkım.

Antakya’da bugün yürürken yalnızca yıkılmış binaların arasında değil, yarım bırakılmış hayatların içinden geçiyorsunuz. İş makineleri insandan daha kalabalık. Çamur deryası içinde kalan sokaklar.

Çeperlerdeki konteyner kentlerde belirsizlik ve yoksulluk var. Dağ yamaçlarına inşa edilen TOKİ’ler ise sorun yumağı. Ne çözüm ve ne muhatap.

Depremi fırsat bilen cemaatler kenti kuşatmaya almışlar adeta. İktidar desteğiyle her yeri istila etme uğraşındalar. Çok kimlikli çok inançlı Antakya; eski günlerini arıyor.

Köprübaşı’nda kurulan Ayakkabıcılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı, az ilerde 100. Yıl Çarşısı esnafı, deyim yerindeyse kan ağlıyor. Atatürk Caddesi, Fatih Caddesi, Kemalpaşa gibi simge caddelerde insanlar değil iş makineleri volta atıyor.

AKP’nin “Eski Antakya inşa edilecek’ iddiası geride kalan 3 yıl içinde koca bir yalana dönüştü. Hayat, eski Antakya'yı değil TOKİ kent çıkardı karşımıza.

Yeniden bir şehri ayağa kaldırma iddiasıyla beton yapılardan öte şehir kuramayan TOKİ de bile durum içler acısı: Bütün deprem bölgesinde söz verilen 680 bin konuttan 455 binine başlandı. Ancak 201 bin konut teslim edildi yada teslim aşamasına geldi.

TOKİ’de hak sahipliği olan Sevsen Çiçek anlatıyor: “Geçen yıl ocak ayında Defne Orhanlı’daki konutlar için adımız çıktı. Aradan 13 ay geçti. Anahtar teslim edilmedi. Arayan bilgi veren yok. Belirsizlik içinde bekliyoruz. Kira yardımı vardı. 7 bin. Kurada adımız çıktı diye artık o da yok” diyor.

Şantiye şehir haline gelen Antakya’da öğrenciler çamurlar içinde okula ulaşmaya çalışıyor. Kimi okullarda eğitim hala konteynırlarda. Kimi okullar birleştirilip ikili eğitime geçildi.

BİR YILDA 66 GÜNLÜK ELEKTRİK KESİNTİSİ

Son bir yılda Toroslar Elektrik dağıtım şirketinin resmi verilerine göre Hatay genelinde 2 bini aşkın saat elektrik kesintisi yaşandı. Bunun 1600 saati sadece Antakya merkezde gerçekleşti. Yani bir yılın en az 66 günü kent merkezinde elektrik yoktu.

∗∗∗

10 BAŞLIKTA HATAY

1- Barınma ve Konut Krizi

Depremde binlerce bina yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Geçici çözüm olarak kurulan konteynerler kalıcı hale getirildi. Binlerce kişi halen konteyner kentlerde yaşıyor. Sağlık ve sosyal yaşamları risk altında.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı 2023 sonu verilerine göre 11 ilde 680 bine yakın yeni konuta ihtiyaç vardı. Bakanlık verilerine göre 455 bin konut teslim edildi.

Hatay’da yaklaşık 254 bin 195 konut ihtiyacı olduğu ifade edildi. Hatay için hazırlıkları tamamlanan ve yeni başlayan 150 bin konut ve işyeri var.

2- 3 Aylık Karanlık

Kentsel altyapı sistemi depremle birlikte tahrip oldu; su şebekeleri kırıldı, kanalizasyon sistemleri çalışamaz hale geldi ve elektrik altyapısında sürekli kesintiler yaşandı. Bir yılda kent genelinde yaklaşık 2 bin 500 saat elektrik kesintisi yaşandı. Bu 3 aydan fazla süre demek.

Barınma alanlarında su ve kanalizasyon sorunları hastalıklara yol açtı. Solunum yolu ve cilt hastalıklarına sıkça rastlanıyor.

3- Sağlık Hizmetlerine Erişim Sorunu

İmamoğlu'ndan 6 Şubat mesajı: "Unutmadık, unutmayacağız…"
İmamoğlu'ndan 6 Şubat mesajı: "Unutmadık, unutmayacağız…"
İçeriği Görüntüle

Hatay’daki sağlık altyapısı depremde ağır zarar gördü; hastaneler ve aile sağlığı merkezlerinin önemli kısmı tahrip oldu. TTB ve SES depremin birinci yıl dönümünde şu raporu hazırlamıştı.

Altyapı eksikliği özellikle konteyner ve çadır kentlerde günlük yaşamı zorlaştırdı ve bulaşıcı hastalık riskini artırdı.

Deprem bölgesindeki 11 hastane tamamen yıkıldı ve ek olarak 10 hastane ağır hasar aldı.

Bu süreçte toplamda yüzlerce sağlık emekçisi kaybedildi.

Hatay’da devlet hastaneleri ve eğitim araştırma hastaneleri yerle bir oldu. Deprem öncesi 2 bin olan yatak kapasitesi 3 yılda bin yatağa ulaştı.

56 ASM yıkıldı, yalnızca 2’si yeniden inşa edildi.

Hataylılar bugün hala sağlık hizmetleri için Adana, Mersin ve Antep başta olmak üzere komşu illerdeki hastane ve merkezlere başvuruyor.

4- Psikolojik Travma ve Ruh Sağlığı Krizi

Depremin yarattığı travma, kayıp, belirsizlik ve belki de süregelen kötü yaşam koşulları ruhsal bozuklukları tetikliyor.

Deprem bölgesinde TSSB (Travma sonrası stres bozukluğu) oranı çok yüksek seyretti.

Hatay’da çocuklarda madde bağımlılığı oranı iki kat arttı.

Hazırlanan raporda Kasım 2023–2024 arasında 187 intihar girişimi olduğuna dikkat çekildi.

5- Eğitimde Büyük Aksama ve Okul Terkleri

Okulların hasar görmesi ve ailelerin göç etmesiyle öğrenci sayısında ciddi düşüş yaşandı; birçok çocuk eğitimden uzak kaldı.

2023–2024 eğitim yılı boyunca Hatay’da öğrenci sayısı okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve lisede öğrenci sayılarında büyük düşüş yaşandı.

Okulöncesi: 7 bin 449

İlkokul: Bin 855

Ortaokul: 18 bin 356

Lise: 28 bin 588

Yüksek okul terk oranları, çocuk işçiliği ve eğitimde eşitsizliği artırıyor.

6- Ekonomik Çöküş ve İşsizlik

Hatay’ın ekonomik yapısı depremde zarar gördü; esnaf iş yapamaz hale geldi, tarım bölgesi Hatay’da üretim zinciri kırıldı, işsizlik yükseldi.

Nüfusun genelinde ekonomik üretimde duraklama ve ticari faaliyetlerde daralma raporlara yansıdı. Gece elektrik verilerinde bile ticaret/üretim faaliyetlerinde ciddi düşüşler görüldü.

Prefabrik çarşılarda altyapı sorunlarıyla boğuşan esnaf çökme noktasına getirildi.

Mücbir sebep uzatılmadı. Esnafın borcu katlandı, ödeme zorlukları kara günler yaşatıyor.Esnaflar konteyner dükkanlarda sorunlarla boğuşuyor.

7- Göç ve Demografik Dağılma

Hatay merkez ve ilçelerinde yoğun göç görüldü. Bu durum ailelerin parçalanmasına, genç nüfusun azalmasına ve sosyal yapının yıpranmasına neden oldu.

Deprem sonrası Türkiye genelinde yaklaşık 3.3 milyon kişi göç etti; Hatay nüfusunun önemli bir kısmı da bir başka kente gitti.

Göç, iş gücü piyasasının daralmasına, aile destek mekanizmalarının zayıflamasına ve toplumsal uyum sorunlarına yol açtı.

8- Mülkiyet, Tapu ve İmar Belirsizliği

Yıkılan binaların yeniden imarı, tapu kayıtlarının durumu ve yeni yerleşim planları konusunda belirsizlikler sürdü; hak sahipliği süreçleri devam etti.

Bazı köylerde yurttaşlar bilmeden arazilerinin TOKİ’ye devredildiğini öğrendi; bu da itirazlara neden oldu.

9- Kültürel İnançsal Kimliğin Tahribi: Cemaatçilik/Mezhepçilik

Afetin ilk günlerinde devletin boşluğunu Hatay’da cemaat ve tarikatlar doldurdu. Hatay, farklı din ve kültürlere açık, çok kimlikli çok inançlı bir şehirken cemaat ve tarikatlar konteyner kentlerde, çadırlarda kurdukları kurs merkezleriyle, yardımlaşma ağlarıyla propaganda çalışması yürüttü. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu faaliyetlerde hedef alındı.

Kentte sadece Habibi Neccar Cami ayağa kaldırıldı. Kiliseler, sinagoglar ve müzeler zarar gördü ya da yıkıldı, tekrar inşa çalışmaları başlamadı.

10- Yönetim, Demokratik Katılım

Şehrin yeniden inşasında tek söz sahibi Saray. Yeniden inşa planları ve şeffaflık konusunda bir adım atılmadı. Şehir planları yurttaştan kaçırıldı. Mahalle bazlı yerinde dönüşümler geciktirildi. Toplu konutlar deprem öncesi yaşam alanlarından uzakta tarım yapılan dağ yamaçlarındaki köyden mahalle statüsüne çevrilen muhitlerde yapıldı. Ulaşım, kır merkez bağlantısı kopuk kaldı.Erdoğan ve Bahçeli’nin miting yaptığı caddede gündelik hayat başlamadı.

∗∗∗

UMUDUMUZU KAYBETSEYDİK ENKAZDAN ÇIKAMAZDIK

Depremden sonra yaşanan yıkıma karşı kent halkı bir şeyler yapmaya çalıştı. HAS Seyahat’in sahibi, iş insanı Ayhan Kara da Antakya’da yıkılan 500 evden topladığı 5 bin parça ile bir ofis oluşturdu. Onunla ofiste buluşuyor ve gelinen noktayı konuşuyoruz. İlk sözlerinden biri, “Umudumuzu kaybetseydik o enkazdan çıkamazdık. Antakya umudumuzla, çabamızla yeşeriyor” oldu.

Dayanışma Gönüllüleri ile birlikte İskenderun, Antakya, Defne ve Samandağ’da çok iş yaptık kendisiyle. Narlıca’da camide, Harbiye’de Şeyh Yusuf türbesinde kurduğumuz endüstriyel su arıtma cihazları bugün hâlâ 25’e yakın mahallede Hatay Büyükşehir Belediyesi’nden daha kaliteli temiz su veriyor. Ayhan Kara’nın lojistik desteği hiç eksik olmadı. Otobüslerinde dayanışma malzemeleri taşındı, depremzedelere, dayanışma için gelen gönüllülere ücretsiz ya da indirimli biletler...

Uluslarası bağlantılarla, Dayanışma Gönüllüleri Derneği, Eğitim Sen Hatay Şube ve Ayhan Kara Vakfı ile birlikte 1500’den fazla öğrenciye, gence spor yoluyla psikolojik gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla dağıttığımız bisikletlerde koordinasyon ve organizasyonda sorumluluk üstlendi.
6 Şubat depremini yaşayan Gazeteci Serbay Mansuroğlu, iş insanı Kara ile müzeye dönüşen bürosunda buluştu.

SADECE İNŞAATLA OLMAZ

"3. yılda neredeyiz Ayhan bey" diye soruyorum: “Bir konut, yapılaşma çabası var. Belediye Başkanı ve Vali sahada ama yapılanlar yetersİz. Daha fazla kamu gücü gerekiyor” diye anlatmaya başlıyor.

“İnşaatla sadece inşaatla olmaz” diye vurgulayıp ekliyor: “Deprem sonrası Hatay’ın yeniden inşa edilirken kentin ruhunun, çok kimlikli çok inançlı yapısının korunması gerektiğini her zaman vurguladık. “

Sözü Kara’ya bırakıyorum:

Deprem yaşandı ama artçıları bugüne kadar devam ediyor. Bugün hâlâ konteynerlerde yaşayan insanlar var; bunu hepimiz biliyor, hepimiz görüyoruz. Depremin ölçeği son derece büyüktü. 11 il etkilendi ama açıkça söylemek gerekir ki, diğer 10 ilin toplamı kadar Hatay etkilendi. Burada yaşanan şey yalnızca bir yıkım değil; tam anlamıyla bir facia, büyük bir vahamet.

Bugün Türkiye’nin herhangi bir şehrinde “Hatay’ın durumu nedir?” diye sorsanız, çoğu kişi depremin izlerinin silindiğini, hayatın normale döndüğünü, her şeyin yoluna girdiğini sanır. Oysa Hatay’a gelenler “Böyle beklemiyorduk” diyor. Sanki imar bitmiş, çarklar dönüyor, her şey çalışıyor gibi bir algı oluşturuldu; gerçek öyle değil.

Depremin hemen ardından yaptığımız görüşmelerde şunu söylemiştik: İkinci yılda belli aşamalar kaydedilir, beşinci yılda başka bir noktaya gelinir, onuncu ve yirminci yılda ise belki artık bambaşka bir şehir ortaya çıkar. Asıl meselemiz şuydu: Şehir yeniden inşa edilirken yalnızca binalar değil, Hatay’ın ruhu da ayağa kalkmalıydı.

Hatay, yönetilmesi zor bir şehir. On beş ilçesi var ve bu ilçeler birbirinden oldukça uzak. Buna rağmen umudumuzu hiç kaybetmedik. Kaybetseydik, depremin ilk günlerinde enkazın altında kalırdık. Antakya ruhuna Antakyalılar sahip çıkıyor. Bütün Türkiye buraya sahip çıktı.

Bugün Belediye Başkanı da Vali de sahada... Ama kendileri de dahil hepimiz biliyoruz ki bu yeterli değil. Kaynaklar yeterli değil, bütçe yeterli değil... Daha fazla kamu gücüne ihtiyaç var.

Bugün üç yıl geçtiyse ve hâlâ dönüşüm gerçekleşmediyse, bunu da sorgulamak zorundayız.

Tabloyu bir fırsat olarak değil ama zorunlu bir imkân olarak görmek gerekir. Deprem bize şehirlerimizi daha dirençli, insan odaklı, yeşil alanları, sosyal donatıları olan modern bir anlayışla yeniden kurma imkânı sağlıyor. Özellikle Samandağ, olağanüstü bir potansiyele sahip. İddia ediyorum: Sahiliyle, doğasıyla, kültürüyle bu potansiyelde başka bir ilçe yok. Yeter ki doğru ellerde, doğru bir planlamayla yönetilsin ve vatandaş da talepkâr olsun, karar süreçlerinde katılımcı olsun.

Antakya’ya sahip çıkmak bir görevdir. Bunun için koltuğa, mazbataya ihtiyaç yok.

∗∗∗

HATIRLATMA: 14 MİLYON KİŞİ ETKİLENDİ

Tarih: 6 Şubat 2023

Saat: 04.17

Merkez üssü ve büyüklüğü: Pazarcık / 7.8

(9 saat sonra) Elbistan / 7.6

Etkilediği şehir sayısı: 11

Can kaybı: 53 bin 537

Suriye’de can kaybı: 8 bin 476

Yaralı: 107 bin

Etkilenen kişi sayısı: 14 milyon

Yıkılan konut sayısı: 518 bin

Göç eden sayısı: 5 milyon

∗∗∗

VERİLEN SÖZLER HAVADA KALDI

Depremin etkilendiği 10 kentte de durum Hatay’dan hiç farklı değil. Barınmadan altyapı eksikliklerine, eğitimdeki aksamalardan sağlık hizmetlerindeki yetersizliklere kadar pek çok sorun kalıcı biçimde çözülemedi. Resmî açıklamalarda “yeniden inşa” vurgusu öne çıkarken sahada milyonlarca yurttaş konteynerlerde, geçici yapılarda ve belirsizlik içinde yaşamaya devam etti. Bazı kentlerde durum şöyle:

• Adıyaman: Can kaybının en yüksek olduğu illerden biri olmasına rağmen yeniden inşada geri plana itildi. Eğitim ve sağlık hizmetleri kalıcı olmayan yapılarla yürütüldü. Eğitim ikili öğretim ve geçici binalarda devam etti. Kent nüfusunun önemli bir bölümü göç etmek zorunda bırakıldı. Ayrıca bölgedeki yurttaşların büyük bir kısmı konteynerlerden evlere geçemedi. Kentteki 24 konteyner kentte halen 32 bin 470 kişinin yaşadığı öğrenildi. Kente yatırım yapılmadı, mücbir sebep haliyle emekçilerin de kazancı baltalandı, borca itildi.

• Maraş: Depremin merkez üssü olan kentte hastaneler yıkıldı, sağlık sistemi çöktü. Çevre Bakanlığı’nın denetiminden geçen yeni binaların çökmesine rağmen sorumluların büyük bölümü yargı önüne çıkarılmadı. Asbest ve moloz tehlikesine karşı yeterli önlem alınmadı; halk sağlığı riski görmezden gelindi. Altyapı sorunları da giderilmedi. Öte yandan bu süreçte işçiler de mağdur edildi. Altyapı yenileme çalışmalarında görev alan işçiler taşeron firmalardan alacaklarını tahsil edemedi.

• Antep: Antep’te deprem konutlarının yüzde 95’inin tamamlandığı ifade edilse de yurttaşlar hala güvenli konutlara yerleşemedi. Kentte sanayi üretimi yeniden başlatıldı ancak işçiler barınma krizine terk edildi. Kira fiyatları kontrolsüz biçimde yükseldi. Nurdağı ve İslahiye ilçeleri başta olmak üzere düşük gelirli yurttaşların yaşadığı illerde barınma krizi derinleşti.

• Malatya: Malatya’da konutların yanı sıra ticaret alanları da yıkıldı. Esnaf ve üretici desteklenmedi, ekonomik toparlanma sağlanamadı. TOKİ konutları ilerlerken şehir merkezleri hayalet alanlara dönüştü. Bazı konutların dere yatağında ya da zemini sağlam olmayan yerlerde yapılmasına karşı yurttaşların açtığı davalar da sonuçsuz kaldı. Bunun bir örneği de Doğanşehir ilçesinde yaşandı. Kurucaova Köyü’nde konutların yer seçimi için açılan davada mahkeme, ‘alan Hazine’ye ait’ diyerek yöre halkının dava hakkını yok saydı.

Öte yandan depremde yıkılan Urfa, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Kilis ve Elazığ’da da süreç belirsizliklerle yürütüldü. Yıkım “sınırlı” denilerek daha görünmez kılındı. Yüzlerce binanın çöktüğü illerde binlerce kişi evsiz kaldı. Konteynerlerde yaşamaya devam eden yurttaşlar odak çevre illere kaydığı için ikinci plana itildi.

∗∗∗

AFETTE HAYAT KURTARAN ÖRGÜTLENME

Mahalle Afet Gönüllüleri Hatay İl Temsilcisi Orhan Yeniocak, “Depremde 3 gün yardım bekledik. Acı tecrübeyle öğrendik ki komşuya ilk komşu koşacak” dedi. Hatay’da kurtarma çalışmalarının 3. gün başladığını kaydeden Yeniocak, “Oysa en önemli kurtarma, enkazdan çıkarma süreci ilk 72 saat. Bunu kayıplarla, acı deneyimle öğrendik. Mahalle Afet Gönüllüleri ile bu süreçte tanıştık. Şimdi bu eğitimi alan 60 kişi olduk” diye konuştu. Nedir bu ‘Mahalle Afet Gönüllüleri” diye sorduğumuz İl temsilcisi Orhan Yeniocak şöyle konuştu:

Bir afette ilk 72 saat boyunca en etkili müdahale, o mahallede yaşayan insanların kendi bilgisi ve örgütlülüğüyle yapılır. Bizim gibi ülkelerde uzman ekipler her yere ulaşamaz; mahalleyi en iyi bilenler, orada yaşayanlardır.

Mahalle Afet Gönüllüleri, bu anlayışla mahallede yaşayan gönüllülerin temel afet bilgileriyle donatılmasını hedefler.

Gönüllüler hafif arama-kurtarma, ilk yardım, yangın söndürme, güvenli alan oluşturma, bilgi toplama ve yönlendirme gibi kritik ilk müdahaleleri yapabilecek şekilde eğitilir.

MAG yapısının en ayırt edici yönlerinden biri mahalle bilgisine dayanmasıdır. Hangi binada kim yaşıyor, kim yardıma muhtaç, hangi sokaklar dar, nerede açık alan var gibi bilgiler afet öncesinde birlikte çalışılarak çıkarılır. Böylece afet anında kaos yerine koordinasyon sağlanır. Bu yönüyle MAG, yalnızca afet anında değil, afet öncesi hazırlık ve afet sonrası toparlanma süreçlerinde de mahalle dayanışmasını güçlendirir.

Mahalle Afet Gönüllüleri modeli, Türkiye’de 1999 Marmara Depremi sonrasında ortaya çıkmış ve zamanla birçok şehirde uygulanmıştır. En önemli ilkelerinden biri, kamusal ve çoğulcu bir yapı olmasıdır.

Hataylı hemşehrilerimizi, dostlarımızı afete birlikte hazırlanmaya, yaralarımızı sarıp, gelecekte benzer acıları yaşamamak için Mahalle Afet Gönüllülerini büyütmeye çağırıyoruz.

∗∗∗

TOPLUM MERKEZLİ AFET KOMİTELERİ NEDİR?

Mahalle Afet Gönüllüleri’nin yürüttüğü sistemin benzeri Japonya’da da var. Japonya’da yerel afet planlamasında “toplum merkezli komiteler” denilen yapı, devletin “tek başına kurtarıcı” olmadığı; mahallelinin bizzat afet yönetiminin parçası olduğu bir sistemi ifade eder. Mahalle/semt ölçeğinde kurulan, gönüllülerden oluşan ve “Afet öncesi hazırlık, afet anı müdahale ve afet sonrası toparlanma süreçlerinde yerel yönetimle birlikte çalışan yerel yapılardır. Yani “ilk müdahaleyi yapan organize mahalle” modeli. (Birgün)