GÜNDEM

Oyunun merkezinde yargı var

Saray rejiminin muhalefet üzerine kurduğu oyunda yargı uzun zamandır başrole taşındı. Rejimin yeni döneminde Gürlek’in göreve gelmesinin ardından operasyonlar artırılırken davalar birleşti, etkin pişmanlar arttı. Belediye başkanları dahi aydınlanıp AKP’ye akın eder hale getirildi.

Siyasal ömrünü sürekli kriz üreterek, gündemi dağıtarak ve belirsizliği kalıcılaştırarak uzatma arayışında olan Saray rejimi, belediye operasyonları, diploma tartışmaları, siyasetçilere dönük davalar, kayyum tehditleri ve olası potansiyel adayları hedef alan hamlelerle sürekli bir baskı atmosferi üretmeye devam ediyor.

Muhalefeti parçalı tutma çabası içerisinde olan rejimin tüm aktörleri de bu hedef doğrultusunda görev alırken özellikle Adalet Bakanı Akın Gürlek son zamanların en öne çıkan isimlerinden.

Kimin etkin pişmanlıktan faydalanacağını, hangi dosyaların yeniden açılacağını, davaların nereye doğru genişleyeceğini ilk olarak Gürlek’in medyaya verdiği demeçlerden öğreniyoruz.

Bakanlığa gelişi dahi rejimin yeni dönem siyasetinin bir ürünü olarak değerlendirilen Gürlek, önceki gün katıldığı bir canlı yayın programında İBB Davasında yaşananları anlatma gayretine girdi.

Konuşmasında “Bizim yargılama süreciyle ilgili bir şey söylemeye hakkımız yok” diyen Gürlek, daha sonra Uşak Eski Belediye Başkanı Özkan Yalım ve Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in oğlu Gökhan Böcek’in etkin pişmanlıktan faydalandığını açıkladı.

Gürlek, "Özkan Yalım’ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına etkin pişmanlıktan beyanda bulunduğunu duydum. Gökhan Böcek’in de etkin pişmanlık beyanları alındı" dedi.
Bakan Gürlek "Tahliye olup olmama ihtimali" ile ilgili soruya şu yanıtı verdi: "Şimdi şöyle, her etkin pişmanlıkta bulunan illa tahliye olacak diye bir usul yok. Etkin pişmanlıktan faydalanacak olanların samimi olması lazım, bildiklerinin tamamını anlatması lazım. Yani burada genelde etkin pişmanlıkta bulunanlar bazı bilgileri kendisiyle ilgili bilgileri saklayabiliyorlar. Samimi beyan da bulunduğuna kanat getirilmesi lazım. Burada takdir etkisi tamamen savcılığa ait. İsterse tahliye edebilir, isterse beyanlara itibar etmeyecekse tutukluluk devam edebilir."

Gürlek’in bu açıklamalarının ardından dün sabah saatlerinde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yeni bir operasyon düzenlenmesi ise dikkat çekti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İBB iştiraki Ağaç ve Peyzaj A.Ş.’ye yönelik başlatılan soruşturma kapsamında 30 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği aktarıldı.
Operasyonlarda gözaltına alınan 29 kişinin arasında, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel ile Park ve Bahçeler Daire Başkanı Tuğba Ölmez Hancı da bulunuyor.

Öte yandan hakkında gözaltı kararı bulunan 1 kişinin ise yurt dışında bulunması nedeniyle yakalama çalışmalarına devam edildiği bildirildi. Gözaltına alınan isimlerin emniyete götürüldüğü öğrenildi.

AĞAÇ A.Ş.’DE ARAMA YAPILDI

Operasyonun bir diğer ayağı ise İBB iştiraklerinden olan Ağaç A.Ş.’ye sıçradı. Mali Şube polislerinin, şirketin genel merkezinde ve belirlenen noktalarda geniş kapsamlı bir arama faaliyeti yürüttüğü bildirildi.

Öte yandan Gazeteci Ceylan Sever’in aktarımına göre, dün babasını kaybeden Yasin Çağatay Seçkin gözaltı sırasında savcılıkla görüştü. Cenaze nedeniyle serbest bırakıldı. Seçkin, emniyetten adliyeye sevklerin yapılacağı pazartesi günü adliyeye gelecek. Fatih Yağcı, 3 Nisan’da Silivri’de görülen ana davada yapılan aylık tutukluluk incelemesinde serbest bırakılan 18 kişinin arasında yer alıyordu.

SAVCI BAKAN

İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ise Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarına ve yapılan operasyona tepki gösterdi.
İmamoğlu şunları söyledi: "Savcı bakan akşam açıklama yapıyor. ‘Bu konuda konuşmak istemiyorum, yargı süreci devam ediyor’ diyor ama sonra tüm detayları kendi açısından anlatıyor.

İddianamesi kabul edilip edilmediği belli olmayan Büyükçekmece davası için; “İddianame kabul edildi, öyle duymuştum” diyerek, tüm yargı süreçlerinden haberi olduğunu ikrar ediyor.
Şu, bu etkin pişmanlıktan faydalandı diye son dakika bilgisi veriyor.

KENDİLERİ İTİRAF EDİYOR

"Sonra sabah operasyon yapılıyor. İBB bürokratlarımız gözaltına alınıyor. Davet edilseler ifadeye gidecek insanlar, şafak vakti operasyona maruz kalıyor. Tüm bunların siyasi olduğunu bizzat kendileri açık ediyor. Milletimiz hepsini görüyor ve vicdanında mahkûm ediyor. Hukuksuzluğu ve zulmü büyütüyorsunuz ama korkunun ecele faydası yok. Öyle de gideceksiniz böyle de gideceksiniz. Hem de en yakın sandıkta."
Son dönem artan saldırıları, Gülek’in rolünü ve muhalefet hattını Aksoy Araştırma Şirketi kurucusu Ertan Aksoy, Siyasal İletişim Danışmanı O. Suat Özçelebi ve Akademisyen Derya Kömürcü değerlendirdi.

GÜRLEK'İN İŞLETTİĞİ SÜREÇ REJİMİN YENİ ÇIKTISI

O. Suat Özçelebi - Siyasal İletişim Danışmanı



Muhalefete ama özellikle ana muhalefet partisi CHP’ye yönelik iktidarın kurguladığı 2027 erken seçim stratejisinde yargı, yeni rejim koşullarında adeta yeniden organize oldu. Şu anda içinde Adalet bakanının da yer aldığı süreç, yeni rejimin bir çıktısı.

Kuvvetler ayrılığı yok oldu. Yürütme her şeye egemen ve yargı üzerinde kurumsal erozyon yaratacak denli etkili. Adalet bakanı gibi birçok aktör yeni rejimin inşasına çalışıyor ve bu rejimde güçlü bir muhalefet veya Cumhurbaşkanı adayı istenmiyor. Hukuk devleti Anayasa’nın değişmeyen hükümlerinde artık sembolik olarak yer alıyor. Hukuksal düzeyde kurumsal çöküş o kadar yüksek boyutta ki önce Anayasa Mahkemesi, sonra AİHM’in kararları etkisizleşirken şimdi de yine ana muhalefet partisi üzerinden, en yüksek yargı organlarından biri olan YSK kararlarının tanınmadığı süreci yaşıyoruz. Bu önümüzdeki seçimin selameti ve koşulları açısından da ciddi bir alarm seviyesi.

Kamuoyu bu süreçleri %60-70 oranında siyasi buluyor, bu oran geçen bir yılda düşmek yerine yükselme eğiliminde. İktidar bir türlü bu açıdan istediği sonucu alamıyor. Üstelik kendi tabanında ve ittifak partilerinde de bu kanaat %30’lar oranında. Hukuksal değil bir siyasal mücadele sürdürülüyor. Bunun oy verme davranışına mağduriyet ya da bir dip dalga biçiminde yansıma olasılığı giderek artıyor. Yani anketlere yansıdığından daha kötü bir sonuçla iktidar karşılaşabilir.

SORUMLU REJİMİN KENDİSİ

Muhalefet ve özellikle ana muhalefet ”boyun eğmeme” stratejisini ve meydan meydan mücadele perspektifini, şimdi il il, kapı kapı eksenine taşımaya çalışıyor. Bu sürmeli. Ancak topluma üç şeyi net biçimde anlatmak zorunda. Sorumlu kim? Yaşadığı ekonomik krizin doğrudan sorumlusunun bir bakan veya yanlış izlenen bir politika değil doğrudan rejim olduğu asla unutturmamalı. İkincisi, yaşananlar sadece CHP’nin sorunu değil, tüm muhalefet kendi kimliklerini koruyarak birleşik, geniş bir direniş hattı, mücadele perspektifini net biçimde ortaya koymak, her yerde meclisleşerek, sokak sokak bunu göstermeli.

BİRLİKTE MÜCADELE

Yapılan artık demokrasinin varolma mücadelesi. Sivil toplumu, medyayı, toplumsal muhalefetin tüm unsurlarını da içine katmalı. Artık kimsenin tek başına mücadele verebileceği bir noktada değiliz. Burada temel formül, asıl sorun kaynağı “yeni rejimden çıkış ortaklığı” çerçevesinin anlaşılır çizilebilmesiyle oluşacak. Üçüncüsü, ekonomi ve dış politika başta olmak üzere sadece ne yapacağını değil, nasıl yapacağını, kiminle yapacağı, büyük bir mesaj/konu kalabalığı yaratmadan anlatmak. Niş konular üzerinden “sürekli” toplumla kendisinin de çözebilecek güçte olduğunu paylaşmalı. Çünkü hala %35 oranında ‘sorunlarıma hiçbiri çare olamaz’ diyen bir kitle var. Yeni rejimden kurtulmanın, maliyetinin büyüklüğünün ne olduğunu, erken seçimin neden çıkış olduğunu anlatmayı unutmadan.

BÜROKRATLAR İKTİDARI OLDULAR

Ertan Aksoy- Aksoy Araştırma Şirketi kurucusu

Hükümet artık siyasal rekabet etme kapasitesini kaybetmiş durumda. Kadroları buna uygun değil. Artık bu hükümet, siyasetçilerden çok ağırlıklı olarak bürokratlardan oluşan bir hükümet.

Dolayısıyla özellikle CHP’deki değişimle birlikte yeni kadrolarla, muhalefetle siyasal olarak rekabet edemiyor. Hükümet açısından önceki dönem olduğu gibi kutuplaşma siyaseti de çözüm üretmiyor.

Çünkü şuanda iktidar kutuplaştırdıkça büyük kutup muhalefettin tarafında kalıyor. O nedenle iktidar bu yargı meselesi üstünden artık zaman kazanmaya, muhalefeti durdurmaya, bir parça yavaşlatmaya ve kendi içinde de çatırdamaya gitmeye çalışıyor.

Ama gerçekçi olalım iki tane büyük sonuç var önümüzde. Bir tanesi muhalefet pes etti mi? Hayır. İkincisi hükümet sonuç alıyor mu? Evet. Yani sonuçta bugün yoksulluğu konuşması gereken, işte toplumun önüne nasıl bir refah programı koyacağını anlatması gereken muhalefet, büyük oranda yaşanan haksızlıklara, hukuksuzluklara itiraz ederken kendini buluyor.

Yaşanan şey net bir şekilde, rekabetin dolaylı yoldan giderilmesidir. Rekabet edememe halinin dolaylı yoldan giderilmesidir açıkçası. Siyasi davalar üzerinden muhalefeti bastırma sürecinin kamuoyuna etkisini değerlendiren Aksoy, ‘‘Ünlüler tarafında yürüyen soruşturmalara dair kamuoyu desteği yüksek. Özellikle bu uyuşturucu kullanımı vesaire gibi şeyler üstünden yürüyen süreçlere kamuoyunun yaklaşık %85’i destek veriyor ve bunu hukuki olarak görüyor. Ama siyasilerle ilgili olan süreçte ise konu büyük oranda siyasi olarak, yani bir hukukun konusu olmaktan öte bir siyasal tercih olarak okunuyor toplum tarafından’’ dedi.

Yargı operasyonlarına karşı muhalefetin yapması gerekilenlerin sınırlı olduğunu aktaran Aksoy, ‘‘Muhalefetin yapacakları sınırlı. Ve bunlar arasında en etkin olanı tercih etmesi gerekiyor.

O da bence şu: Aynı bugün yaptığı gibi, vazgeçmeyip 81 ilde alan çalışması yaparak sadece hukuksuzluğu değil, Türkiye’nin içindeki diğer sorunları da konuşan, kendi politikalarını anlatan ve seçime daha güçlü gitmeye çalışan bir muhalefet dışında bir şey ihtimal yok açıkçası.

Yani bugün muhalefet istediği kadar kamuoyu oluştursun, maalesef içerideki birçok insanın şu an için çıkma ihtimali son derece zor görünüyor. Bu nedenle orada konsantrasyonun ana noktasının seçim kazanmak olması lazım. Bunun dışında bir çözüm ben kendi adıma baktığımda göremiyorum açıkçası. Yani bir mücadeleden vazgeçmemesi gerekiyor” dedi.