Ülke günlerdir CHP içinde yaşananlara kilitlenmiş durumda. Bir yandan Kılıçdaroğlu'nun CHP kayyumu olarak yapıp ettikleri takip edilirken, diğer yandan küçük öbekler halinde muhalefetten iktidara göz kırpan zübükler izleniyor.
Türkiye'de seçimler; sadık, meşru siyaset yöneticilerinin en çok başvurduğu argümanlar. Televizyona çıkıp gerinerek "siyaset sorunları çözme, yönetme sanatıdır" gibi derin analizler yaparlar.
Hiç kuşku yok ki bugün Meclis'te, Saray'da hatta muhalefet partisi merkezlerinde oturanların siyaset algısıyla halkın siyaset denilen şeyden anladığı farklı. Elitlerin ülkeyi kendi aralarında iktidar-muhalefet diye bölüşmesi halk için hiçbir şey ifade etmiyor. Türkiye'de kurumlara güven anketinde, siyasetçilerin toplanma yeri olan TBMM'ye güven oranı yüzde 10'un altında kalmış durumda.
Her geçen gün, kendilerini siyasetçi diye tanımlayan kişilerin icraatları nedeniyle bu güven daha da aşağılara düşüyor. Rüzgâra göre parti değiştirenler, dün söylediklerini inkâr edenler, hızla zenginleşenler... Ne ararsan var. Müthiş bir kirlenme ve yozlaşma yaşanıyor.
LİDERE BİAT, HALKA VEDA
Türkiye'de siyaset diye ifade edilen mekanizma bir günde bu duruma gelmedi. Siyasi partiler yasası ve seçim yasası, siyasetin bu duruma gelmesinin en önemli nedeni. Bir de buna siyasetin finansmanı eklenince kirlenme kaçınılmaz oldu. Siyasi partiler yasasının başkana tanıdığı geniş yetki, aynı zamanda liderle üye arasında mutlak bir biat ilişkisi doğuruyor. Kısa süre içerisinde bir parti içinde çalışan herkesin birinci derece sorumluluk duyduğu kişi genel başkan oluyor. Oy veren, destekleyen yurttaşlar ve onların talepleri çok daha tali bir noktaya geliyor.
ARINMA ŞART
Başkanlık rejimi, kör topal ilerleyen siyaset mekanizmasının tamamen dumura uğramasına yol açtı. Yüzde 50'lik baraj sadece iktidarı değil, muhalefeti de tutsak etti. Türkiye'de siyaset diye son 10 yıldır sunulan şey, iki parti ve iki liderin Meclis atışmaları oldu.
Bu siyasetin artık karşılığı kalmadı. Önce partiler eridi, şimdi de liderler aşınmaya başladı; etkisi günden güne yok oluyor. Bu aşınmanın en belirgin örnekleri siyasetin üç baş aktörü olan Erdoğan, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'dur. Bu üç isim; bildik, liderler üzerinden yapılan siyasetin son ve yorgun temsilcileri durumunda. Üçünün elinde mekanizma var, onlarla ayakta duruyorlar. Kılıçdaroğlu'nun elinden CHP alınca ne hale geldiği ortada. Parti, bürokrasi gibi mekanizmalar ellerinden alındığında diğer isimlerin de durumu Kılıçdaroğlu'ndan farklı olmayacak. Halk da bu durumun farkında.
Halk bir başka konuda da net: Elitlerin “siyaset” dediği şeyin halkı daha fazla ezmek için kurgulanmış bir oyun olduğu fikri, halk nezdinde neredeyse kanaat haline gelmiş durumda.
DURAN HER ŞEY BUHARLAŞIYOR
Ülkede olan biten karşısında yurttaşın öfkesi her geçen gün artıyor. Ekonomik, siyasal ve sosyal standardı her geçen gün aşağıya doğru ilerleyen yurttaşın en büyük korkusu, durumun daha da kötüye gitmesi. Bu rejimle hayatlarında iyileşmenin olmayacağını ifade edenlerin oranı yüzde 60-65 bandında. Daha da kötüye gideceğine inananlar yüzde 70'leri buldu.
Toplum, çok rastlanmayacak düzeyde “değişsin” diyor. Başta ekonomi olmak üzere hayatını olumsuz etkileyen ne varsa, kim varsa değişsin istiyor. Çok uzun yıllar sonra yurttaş, kendi hayatı için yeniden siyasetin dümenine geçmek istiyor.
Tam da bu noktada, Özgür Özel ve CHP'nin takınacağı tutum özel bir duruma işaret ediyor. Özgür Özel bugüne kadar geleneksel olanla yeni talep edilen siyaset arasından orta bir yol bulmaya çalıştı; siyaset çizgisini buraya oturttu. Bir yanı “normalleş” derken diğer yanı “düzen değişsin” dedi. Ama önce 19 Mart, ardından bitmez tükenmez operasyonlar ve en nihayetinde CHP'ye kayyum atanmasıyla artık yeni bir yol zorunlu hale geldi.
Saray'a yanaşan muhalefet kısa sürede eridi; Akşener'den YRP'ye kadar birçok örnek var. Artık yerinde duranın bile buharlaşmaya başladığı yeni bir dönem başladı: Uzun yürüyüş dönemi. Yürürken çoğalması gereken bir dönem...
CHP'nin ne olacağı tartışmasına verilecek yanıt, toplumun beklentisinden bağımsız değildir. Özel de durumun farkında ki mitinglerin yerini yürüyüşlerin alması, bu yeni sürece eşlik edecek birleşik bir cepheyi işaret ediyor. Halk kendini dümende görmek istiyor. Dümende halka yer açan siyaset kazanacak.
∗∗∗
YOL YOLCUDAN ULUDUR
Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, yürüyüşüne Diyarbakır'da sürdürdü. Diyarbakır Havalimanı'nda partililer ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılanan Özel, kente adım atmaz da yoğun ilgiyle karşılaştı. Suriçi ilçesine geçen CHP lideri Özgür Özel, burada esnafi ziyaret etti.
Ziyaretin dikkat çekici duraklarından biri Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi'nin katledildiği tarihi Dört Ayaklı Minare önü oldu. Saldırının gerçekleştirildiği noktaya karanfil bırakan Özel, "Tahir Elçi bir barış elçisiydi ve burada katledildi. Diyarbakır'da barış kalıcı olarak sağlandığında huzurlu şekilde uyuyacak" dedi.
Konuşmasında eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'tan gelen mesaja da yer veren Özgür Özel, "Selahattin Demirtaş'ın selamıyla güne başladık. Bu selam, bütün Diyarbakır, bölge halkı ve Kürtler adına başımızın üstündedir" şeklinde konuştu. Özel, irade gaspına karşı kararlılık mesajı verdi: "Butlan kararı çıkıp 12'nci kattan ayrıldığımızdan beri 12 şehir gezdik. Diyarbakır iradesine defalarca kayyum atanmış, kayyumdan çok çekmiş ve buna karşı en net duruşu sergileyen kenttir. Bugün partimizin iradesine atanan kayyum sonrası binaları geride bırakıp halkımızla yürüyoruz. Herkes bilsin ki yol, cümlemizden ve yolcudan uludur." (Birgün)




