Döktüğü kana doymayan ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı Ortadoğu’nun yeniden dizaynının son halkası oldu. 7 Ekim 2023’te Hamas’ın liderliğinde Filistinli direniş örgütleri, Aksa Tufanı ismini verdikleri bir operasyonla İsrail içlerine kara operasyonuna başlamasının ardından Ortadoğu’nun emperyalist dizaynında yeni bir dönemin kapılarını aralandı. İsrail, bugüne dek Gazze’de on binlerce sivili dünyanın gözü önünde katlederken Filistin’de soykırım gerçekleştirdi.

SÜREÇ NASIL İŞLEDİ?

Filistin’in ardından İsrail, kendisine “tehdit” olarak gördüğü “Direniş Ekseni” adı verilen güçleri sıraya koydu. Lübnan’daki saldırılarla Hizbullah zayıflatıldı. İsrail için sırada Suriye vardı. Suriye’de Beşar Esad yönetimi İsrail ve ABD’nin desteğiyle 8 Aralık 2024’te cihatçıların sahaya sürülmesiyle devrildi. Bu sırada iktidar Türkiye’de “İç cephe” tartışmalarını ortaya atmıştı. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrının ardından “çözüm süreci” başlamış oldu. Ankara, Ortadoğu’daki yeni dizaynı kendisi için bir fırsat olarak gördü. “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreçte PKK temsili olarak silah bıraktı. Meclis’te ise çözüm komisyonu kurularak ortak bir rapor hazırlandı.

Ortadoğu’daki gelişmelerin yanı sıra Trump’ın yeniden Beyaz Saray’a gelmesiyle yüzünü tümüyle ABD’ye dönen Saray yönetimi Washington’un bölgedeki stratejileriyle uyumlu politikalar geliştirdi. Erdoğan, Beyaz Saray’da Trump ile görüştü. Trump, Erdoğan’a methiyeler düzerken ABD’ye ticari imtiyazlar sağlandı. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Barrcak bu toplantı öncesi “İstedikleri meşruiyeti onlara vereceğiz” dedi. Barrack bir başka konuşmasında Ortadoğu için “Osmanlı Milletler Topluluğu” modeli önerdi. Bu sırada ülkedeki gerici kuşatma giderek yoğunlaşırken mezhepçi, siyasal İslamcı bir anlayışla “Türk, Kürt, İslam sentezi” açıklamalar peş peşe yapıldı.

SON HALKA İRAN

Ortadoğu’nun emperyalist yeniden dizaynı için en kritik noktanın İran olduğu biliniyordu. Nihayet bölgede kırılan Şii direnişinin ardından İran’ın yanı sıra Irak’ta yapılan nokta atışı saldırılarda öne çıkan pek çok aktör öldürüldü. ABD ve İsrail savaş makinesi bununla da yetinmedi. İran’da Dini Lider Ali Hamaney, Tahran’ın merkezindeki konutuna düzenlenen ABD ve İsrail saldırılarında öldürüldü. Üst düzey komutanların yanı sıra yüzlerce sivil de saldırılarda hayatını kaybetti.

Tüm dünyada savaş karşıtları ABD ve İsrail saldırganlığını protesto ederken Türkiye’de siyasal İslamcıların sessizliği dikkatlerden kaçmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuyla ilgili verdiği mesajda "Komşumuz İran’ın Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in gerçekleşen saldırılar sonucunda hayatını kaybetmesinden üzüntü duydum. Sayın Hamaney’e Cenab-ı Allah’tan rahmet, kardeş İran halkına başsağlığı diliyor; ülkem ve milletim adına taziyelerimi iletiyorum” dedi. Ancak saldırıyı gerçekleştiren ABD ve İsrail’in adını dahi anmayan Erdoğan bir başka açıklamasında “Körfezdeki ülkelere yapılan İran’ın drone saldırılarını da kabul edilemez buluyoruz" dedi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik ise, "Başka ülkelerin kardeş ülkelere dönük füze saldırısı yapması son derece yaklaşımdır, kabul edilir değildir. İran’ın savunma hakkını bölgesel savaşa dönüştürecek şekilde yapması birilerinin yapmaya çalıştığı faciaya yeni boyutlar ekleyecek ve bu da yanlış olacaktır" ifadelerini kullandı.

İSLAMCILAR SESSİZ

Filistin’deki İsrail soykırımına karşı Galata başta olmak üzere ülkenin pek çok noktasında sokaklara çıkan siyasal İslamcı vakıf, dernek ve kurumlar da İran’daki saldırılara karşı sessiz kaldı. ABD ve İsrail’i pek çok ilde protesto eden sol ve sosyalistler ise emperyalizme ve siyonizme karşı birleşik mücadele çağrısı yaptı.

ÜSLER, TİCARET...

Öte yandan saldırılar devam ederken en çok tepki çeken konulardan biri de ülkedeki ABD ve NATO üsleri. Bugün Türkiye’nin 7 bölgesinde 22 ilinde NATO’ya ait 6 üs, 17 Hava Harekât merkezi bulunuyor. Bir başka tartışma konusu da İsrail ile ticaretin örtülü biçimde devam ettiği iddiası. TÜİK’in dış ticaret verilerinde İsrail’le ticaretin görünmediğini ancak 2,1 milyar dolarlık ‘gizli ülke’ verisi bulunduğu haberleri gündeme geldi. Konuyla ilgili geçtiğimiz hafta açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Murta Emir, “Bir ülkeye sıfır liralık ihracat yapmış olsanız, o ülkenin orada adının olması lazım ve karşılığında sıfır yazması lazım. Ama İsrail yok. Nerede bu İsrail? Bunu demek ki gizli ülke bölümüne almışlar ve o gizli ülke bölümündeki 2025 ihracat rakamı 2,1 milyar dolar” ifadelerini kullandı.

Tüm bu tabloya bakınca meşruiyetini Beyaz Saray’da arayan rejimin bölgeyi kan gölüne çevirerek yeniden dizayn etmeye çalışan ABD ve İsrail saldırganlığına karşı tutum almayışının nedenleri de görülmüş oluyor.

∗∗∗

SİYONİSTLERE BOYUN EĞMEK YOK

İran’a yönelik saldırılara dünyada protestolar sürüyor. Irak'ın Necef kentinde toplanan yüzlerce kişi, İran lideri Ayetullah Ali Hamaney'in ABD ve İsrail'in hava saldırılarında öldürülmesini protesto etti. Göstericiler, İran bayrakları ile Hamaney'nin fotoğraflarını taşıdı. Gösteri sırasında, Hamaney için temsili cenaze töreni düzenlendi. Irak'ın güneyindeki Basra kentinde toplanan binlerce kişi de Haşdi Şabi ve İran bayrakları ile İran lideri Hamaney'in fotoğraflarını taşıdı. Protestocular, ABD ve İsrail aleyhine slogan attı.

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’daki Dam Meydanı’nda toplanan göstericiler de İran halkına destek için bayrak ve pankartlarla yürüdü. Tunus'ta düzenlenen gösteri, Tunus Normalleşme Karşıtı Ağı ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarından aktivistler tarafından organize edildi. Tunus ve İran bayrakları taşıyan göstericiler, “İşgalciye asla, asla boyun eğmeyeceğiz” ve “Siyonistlere ve Amerikalılara boyun eğmek yok, aşağılanmak yok” sloganları attı.

Bolu Belediyesi Başkanı Tanju Özcan tutuklandı
Bolu Belediyesi Başkanı Tanju Özcan tutuklandı
İçeriği Görüntüle

Almanya'nın başkenti Berlin'deki tarihi Brandenburg Kapısı'nda bir araya gelen yüzlerce kişi, bayraklar sallayıp İran’a destek sloganları attı.

Rusya'nın başkenti Moskova’da, vatandaşlar İran lideri Ayetullah Ali Hamaney için karanfil bıraktı. Etkinliğe katılanlar İran'a yönelik saldırıları protesto etti. Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ve KKE'ye bağlı işçi sendikası PAME'nin çağrısıyla eylemciler, Atina'daki Eleftherias Parkı'nda toplandı. Eylemciler, İran'a yönelik saldırılarını protesto etmek üzere önce ABD'nin, ardından da İsrail'in Atina büyükelçiliklerine yürüdü. ABD ve İsrail karşıtı slogan atan eylemciler, İran'a destek mesajı verdi. Göstericiler, Yunanistan'ın bu saldırıların bir parçası olmamasına yönelik taleplerini dile getirdi. Bu arada, bazı eylemciler yürüyüşe Filistin bayraklarıyla katıldı.

∗∗∗

EMPERYALİZMİN ARAZİ TEMİZLİĞİ: HEDEF DİZ ÇÖKEN BİR İRAN

Hakan OKÇAL - Emekli Büyükelçi

7 Ekim süreciyle başlayan gelişmeler, yalnızca yerel bir çatışma değil, ABD ve İsrail’in bölgedeki çıkarları doğrultusunda gerçekleştirdiği geniş kapsamlı bir “arazi temizliği.” Gazze ile başlayan, Lübnan ve Suriye ile devam eden bu süreç, artık nihai hedef olan İran’a ulaştı.

İRAN’A KARŞI BÜYÜYEN CEPHE

İsrail, İran’ı kendisi için varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve Netanyahu liderliğinde bu tehdidi ortadan kaldırmak için tarihi bir fırsat yakaladığına inanıyor. Mevcut konjonktürde ABD’de Trump’ın varlığı, Rusya’nın Ukrayna savaşı nedeniyle elinin kolunun bağlı oluşu ve Çin’in sürece müdahil olmaktaki isteksizliği, İran’a yönelik operasyonlar için en uygun şartları sunuyor. İsrail’de bu fırsatı kaçırmak istemiyor. Netanyahu da bu fırsatı kaçırmamak isteğini canlı yayınlarda tüm dünyanın gözünün içine bakarak zaten söylüyor.

Olası bir müzakere sürecinde İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun kontrol altına alınması ve nükleer tesislerin tam denetime açılması öncelikli şart olarak ileri sürülse de asıl hedef rejimi değiştirmek. Ancak bu rejimin yönetim biçimi ne ABD’nin ne de İsrail’in umurunda değil. Onlar için önemli olan karşılarında diz çökecek bir yönetimin olması. Hatta Batı ve bölge ülkeleri için İran’da laik-demokratik bir rejimden ziyade, ABD ile işbirliğine açık, sorun çıkarmayan “yumuşamış” bir Molla rejiminin gelmesi yeterli bir kazanım olarak görülüyor.

TÜRKİYE ‘GÖZDEN DÜŞEBİLİR’

Ayrıca bölge ülkeleri ve Batılı aktörler, kamuoyuna verdikleri mesajların aksine, İran’ın zayıflatılmasından içten içe memnuniyet duyuyorlar. Başlarda gerilimin tırmanmaması için çaba sarf eden Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan, kendi topraklarına ve ABD üslerine yönelik saldırılar sonrası İran’a karşı daha sert bir tavır takınmaya başladı. İngiltere, Fransa ve Almanya ise, İran saldırılarına karşı “savunma” odaklı bir işbirliği içindeler. Özellikle Trump’ı öfkelendirmemek ve statükoyu korumak adına temkinli bir destek politikası izliyorlar.

Savaşa Türkiye açısından bakacak olursak, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artış ile İran’dan gelebilecek olası bir yeni göç dalgası, ülkemiz için en somut riskler arasında. Türkiye topraklarının veya İncirlik vb. üslerinin çatışmalara açılması durumunda, doğrudan İran füzelerinin hedefi olma riski de bulunuyor. Böylesi bir durumda Türkiye’nin nasıl bir yol izleneceği de önemli soru işaretlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Bir diğer önemli konu ise, bu savaş neticesinde ABD ile işbirliği yapan yeni bir İran rejiminin ortaya çıkmasıdır. Bu durum orta ve uzun vadede Türkiye’nin Batı nezdindeki stratejik önemini zayıflatabilir. Hatta Türkiye’yi bölgede daha marjinal bir konuma dahi itebilir. Bunun da ekonomik ve sosyal-politik ciddi etkileri olacaktır. Bölge bir “ateş sarmalı” içindeyken, İran’ın füze kapasitesinin tükenmesi veya iç baskılarla sarsılması, bölgesel dengeleri kökten değiştirecek yeni bir dönemin kapısını açacak. Bu yeni dönemde Türkiye doğru yerde ve doğru konumda olmak zorunda. Bu tarihi dönemeçte riskler doğru analiz edilmeli.

BOMBALAR DEMOKRASİ GETİRMEZ

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC), Orta Doğu’da derhal ateşkes ilan edilmesi, tüm askeri operasyonların durdurulması ve müzakere masasına geri dönülmesi çağrısında bulundu.

ITUC Genel Sekreteri Luc Triangle şu ifadeleri kullandı:

"Askeri gücün sorumsuzca kullanımı derhal sona ermelidir. Adil ve kalıcı bir barış ancak Birleşmiş Milletler’in güçlü ve koordineli rol üstlendiği etkin bir diplomasiyle sağlanabilir. ITUC, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a yönelik hukuka aykırı bombardımanlarını açık biçimde kınamakta ve bu operasyonların derhal durdurulmasını talep etmektedir. Bu saldırılar uluslararası hukuku ihlal etmekte, diplomatik çözüm yollarını zayıflatmakta ve bölgeyi daha geniş ve yıkıcı bir savaşın eşiğine sürüklemektedir.

İran’ın Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Kıbrıs’ı da kapsayan bölgesel misillemeleri ise sivillerin hayatını tehlikeye atmakta ve istikrarsızlığı daha da derinleştirmektedir. Gerilimin tırmandırılması hiçbir tarafa güvenlik, barış ya da demokrasi getirmeyecektir.

ITUC şu acil adımların atılmasını istemektedir:

• Tüm taraflarca derhal ateşkes ilan edilmesi ve askeri operasyonların durdurulması

• Uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na eksiksiz uyulması

• Diyaloğa dayalı nükleer silahsızlanma ve bölgesel güvenlik düzenlemelerine yeniden bağlılık

• Bölge genelinde ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve demokratik hakların güvence altına alınması

Savaşların bedelini her zaman önce işçiler ve aileleri öder. İran’da yaptırımlar, demokratik hakların yokluğu ve yönetim zafiyetleri ekonomiyi ağır biçimde tahrip etmiştir. Milyonlarca insan yoksulluk, güvencesizlik ve sınırlı geçim imkânlarıyla karşı karşıyadır. Askeri tırmanış bu tabloyu daha da ağırlaştıracaktır.

ITUC ve dünya genelindeki bağlı örgütleri ile Küresel Sendika Federasyonları, uzun yıllardır İranlı işçilerin demokrasi, hak, güvenlik ve insana yakışır yaşam mücadelesinin yanında yer almaktadır. İran’daki bağımsız sendikacılar temel özgürlüklerini kullandıkları için baskıya uğramaya devam etmektedir.

İşçilerin sesi hem otoriter yönetim anlayışı hem de militarizasyon politikaları tarafından bastırılmaktadır. Rejim değişikliği zorla dayatılamaz. İran halkı kendi geleceğine kendisi karar vermelidir. Halk, dış müdahale ve iç baskı olmaksızın ülkesinin yönetimine ilişkin iradesini özgürce ortaya koyma hakkına sahiptir.

ITUC, emek hareketiyle, bağımsız sendikalarla ve İran halkıyla dayanışmasını bir kez daha vurgulamaktadır. İranlı işçiler kendi geleceklerini belirleyecek süreçlerde söz ve karar sahibi olmalıdır."