Silahların sustuğu, çerçeve yasanın çıktığı süreçte ikinci aşama kapsamında gözler atılacak adımlara çevrilirken tartışmalar da sürüyor. Erdoğan, Bahçeli ve Öcalan arasında sürdürülen pazarlıklar ekseninde başlatılan süreçte son günlerde muhataplardan gelen çıkışlar tartışma yarattı.
Süreç rejimine beka projesine eklemlenirken Erdoğan'ın sürece bir "zaman sınırı" koymaması, Bahçeli'nin ise anket şirketlerini hedef alan düzenleme çıkışı, iktidarın yol haritasına dair önemli ipuçları veriyor. Saray cephesi olası bir seçime kadar pürüzsüz bir alan yaratma ve süreci zamana yayarak kendi lehine bir restorasyon aracına dönüştürme planını gizleme gereği dahi hissetmiyor. Süreç içerisinde somutlaşan adımlar ile belirsizliğini koruyan başlıklar tek adam rejiminin niyetlerini ortaya döküyor.
SINIRLARI SARAY ÇİZDİ
Şimdiye kadar yaşananlara bakıldığında PKK'nin silah bırakması, SDG'nin Suriye'de mevcut yapılara entegrasyonu, sınırları iktidar tarafından çizilen "Terörsüz Türkiye" odaklı yasal düzenleme ve Kürt hareketi ile geniş muhalefet bloku arasına çekilmeye çalışılan set somutlaşan kısımlardan. Gün geçtikçe daha fazla otoriterleşen rejimin her eleştiri dalgasını süreç karşıtlığı, Kürt siyasetini de "barış karşıtlığı" olarak lanse etmesi sürece yönelik kuşkuları çoğaltıyor.
Sosyopolitik Saha Araştırma Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç'e göre bundan sonraki dönemi belirleyecek asıl meselenin alınan kararların nasıl uygulanacağı ve bunun devamının hangi adımlarla geleceği. Toplumdaki kaygı konusunda haklılıklar olduğunu belirten Genç, çıkarılan düzenlemelerin hakkıyla uygulanıp uygulanmayacağı konusunda da soru işaretleri bulunduğunun altını çizerken diğer yandan de demokratik düzenlemelerin hayata geçirilip geçirilmeyeceğinin de belirsizliğine işaret ediyor. Bu konuda son dönemde ortaya çıkan Alevi tartışmasını örnek gösteren Genç, "Süreç başladığından bu yana Kürt hareketi ile toplumun diğer kesimleri arasında çeşitli ayrışma hatlarının oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Önce Kürtler ile sosyal demokratlar arasında bir ayrışma tartışması öne çıkarıldı. Ardından sol ve sosyalist yapılarla Kürt hareketi arasındaki farklılıklar ve gerilimler gündemde tutuldu. Şimdi ise Aleviler üzerinden yeni bir çatışma zemini oluşturulmaya çalışılıyor" dedi, şöyle konuştu:
KAYGILAR HAKSIZ DEĞİL
Rejimin tahkimatı ve otoriterleşmesine ilişkin kaygıların haksız olmadığını dile getiren Genç, iktidar bloğu çözüm süreciyle birlikte otoriterleşmediğini, Türkiye'de on yılı aşkın bir süredir, ülkenin yüz yıllık yapısal pozisyonunun yeniden dizayn edildiği ve giderek daha otoriter bir sisteme dönüştürüldüğü bir süreç yaşandığını belirtmenin gerekli olduğu görüşünde.
Bu otoriterleşmenin boyutlarını belediyelere yönelik operasyonlarda, CHP'ye yönelik müdahalelerde, hukukun araçsallaştırılarak aleyhine işletilmesinde ve siyasal alana yönelik baskılarda görüldüğünü belirten Genç, "Bir tarafla çözüm süreci ilerlemeye çalışırken, diğer tarafta otoriterleşme dinamiklerinin devam ettiğini gözden kaçırmamanın da gerekli olduğunu söyledi. Genç, sürecin bu otoriterleşme karşısındaki açık bir biçimde kendi siyasal güç odağının bir parçası haline getirilmek istendiğini belirtti. Sürecin toplumsallaşmasından ziyade, siyasal alanın kontrolü içerisinde tutulması ve siyasetsizleştirilmesi yönünde hamleler yapılıyor.
Bu noktada demokrasi güçlerinin yalnızca iktidarın hamlelerine tepki veren bir pozisyonda kalmaması gerekiyor. İktidar süreci kendi siyasal çerçevesi içerisinde tanımlamak istiyorsa, demokrasi güçlerinin de kendi demokratik odağını ve ortak siyasal zeminini yaratması gerekiyor.
İktidarın seçimler, anayasa değişikliği veya anayasanın revizyonu gibi tartışmaları sürecin bir parçası olarak araçsallaştırma ihtimali elbette dikkate alınmalı. Ancak buna yalnızca "iktidar bunu kendi çıkarı için kullanıyor" diyerek karşılık vermek yeterli değil. Asıl mesele, demokrasi güçlerinin bunun karşısında nasıl bir demokratik gelecek tasavvuru ve nasıl bir toplumsal hareket yaratacağıdır."
ABD İLE UYUMLU SÜREÇ
Ortadoğu uzmanlarından araştırmacı Yusuf Karadaş Türkiye'deki sürecin iki temel dinamiği olduğunu söylüyor. Karadaş, "Türkiye'deki rejimin, özellikle Bahçeli'nin Meclis'in açılışında yaptığı çıkışla görünür hale gelen bu süreçteki tutumunun da bölgenin yeniden dizaynıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Türkiye egemenlerinin, Türkiye burjuvazisinin ve Saray rejiminin bu yeni tabloda yeni bir pozisyon alma ihtiyacı var. İkinci önemli nokta iç siyasetle ilgili. İktidarın özellikle son yerel seçimlerde çok belirgin hale gelen güç kaybını ortadan kaldırmak, içerideki dayanaklarını yeniden güçlendirmek bakımından da bu sürecin kullanışlı hale geldiğini söyleyebiliriz. Bunu bir tür otoriter konsolidasyon ihtiyacı olarak tanımlamak mümkün" dedi.
Karadaş'a göre süreç başından itibaren Kürt sorununu çözme saikiyle başlatılmadı. Karadaş, "Baştan beri bu süreç yalnızca Türkiye'deki Kürt meselesiyle sınırlı olmadı. Süreç Suriye Demokratik Güçleri başta olmak üzere Kürt güçlerinin kontrol altına alınması, Türkiye'ye yönelik olası bir tehdit olmaktan çıkarılması ve kontrol edebildikleri ya da entegrasyona zorlanabildikleri ölçüde sürecin devam ettirilmesi de bunun bir parçası. Türkiye'de bunun en somut hamlesi, "çerçeve yasa" diye tanımlanan ve PKK'nin silahlı yapısının tasfiyesine yönelik olarak gündeme gelen düzenleme. Bu düzenlemeyle ilgili teyit ve tespit süreci hâlâ devam ediyor. Dolayısıyla öngörülen altı aylık süreç henüz başlamış değil" ifadelerini kullandı.
İktidarın hesaplarının farklı olduğunun altını çizen Karadaş, "İktidarın hesabının sadece bundan ibaret olmadığını biliyoruz. Bölgede özellikle SDG'nin entegrasyonunun tamamlanması, ABD'nin bölge politikasıyla da bir uyum ortaya koyuyor. ABD'nin bölgedeki özel temsilcisi Tom Barrack, çeşitli açıklamalarında Türkiye, Irak ve Suriye'nin ABD'nin bölgesel çıkarları doğrultusunda aynı eksende buluşturulmasına yönelik bir politikayı savunduklarını ortaya koyuyor. Bu politika bağlamında da bölgedeki Kürtlerin federatif ya da ayrı siyasi yapılar olarak değil, merkezi yönetimlere entegre edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Tom Barrack'ın daha önce söylediğini ve bölgedeki monarşileri de bu açıdan örnek gösterdiğini biliyoruz" ifadelerini kullandı.
Karadaş şöyle konuştu: "Böyle baktığımızda, bu süreç ABD'yle uyumlu bir bölgesel mevzilenmenin de parçası. Bunun bir diğer ucu, bugün İran'la yaşanan savaşla birlikte İran'ın bölgesel gücünün zayıflatılması ve Türkiye'nin ortaya çıkan alanları dolduran bir güç haline gelmesi. Türkiye'de yürütülen süreç de aslında bu denklemin bir parçası olarak işletiliyor. Hem ABD açısından hem de Türkiye açısından. ABD'nin Suriye'de SDG'ye verdiği mesaj da oldukça netti. Suriye'de HTŞ öncülüğünde kurulan geçiş yönetiminin ABD ve İsrail'le ilişkilerini yeniden düzenlemesi ve ardından İsrail'le işbirliğine yönelik bir tutum ortaya koyması bu tablonun bir parçası. Karadaş, bölgede emperyalist güçlerin ve Türkiye'nin de parçası olduğu bölgesel güçlerin yürüttüğü siyaset karşısında, halkların ortak geleceğini inşa edebilecek bir demokrasi mücadelesine ihtiyaç olduğunu söylüyor.





