Uzun bir aradan sonra yeniden sizlerle birlikteyim sevgili dostlar…

Bugün biraz dertleşmek, biraz da hepimizin hayatının bir parçası haline gelen sorunları konuşmak istiyorum.

Daha önce de yazdım, söyledim, dile getirdim…

İzmir’in yıllardır konuşulan sorunları neden bir türlü çözülemiyor?

Aradan aylar, hatta yıllar geçiyor. Sorunlar değişmiyor, sadece isimleri ve yaşadığımız şekli değişiyor.

METRODA BİTMEYEN ÇİLE

İlk serzenişlerimden biri İzmir Metrosu ile ilgiliydi.

Üzerinden neredeyse bir yıldan fazla zaman geçti. Peki ne değişti?

Açıkçası ben çok fazla bir değişiklik göremiyorum.

Yürüyen merdivenler yine zaman zaman çalışmıyor. Üstelik bazen insanın gerçekten “Bu merdivenlerin çalışma sistemi nedir?” diye sorası geliyor.

Yukarı çıkmanız gerekiyor, yukarı çıkan yürüyen merdiven çalışmıyor.

Aşağı ineceksiniz, aşağıdaki çalışıyor.

İnsan ister istemez düşünüyor:

“Bunu kim, nasıl planlıyor?”

Elbette arıza olabilir. Bakım olabilir. Teknik sorun yaşanabilir.

Ama sorun sürekli hale geliyorsa artık arızanın kendisinden çok, neden sürekli aynı sorunun yaşandığını konuşmamız gerekiyor.

GİŞELER VAR, GÖREVLİ YOK…

Bir başka konu ise istasyonlardaki bilet gişeleri.

Gişeler orada…

Ama çoğu zaman görevli yok.

Vatandaş ne yapıyor?

Makinenin başına geçiyor.

Peki makine çalışıyor mu?

İşte asıl macera burada başlıyor!

Kartınıza para yüklemek için sıraya giriyorsunuz.

Makinenin para kabul etmesini bekliyorsunuz.

Uygun banknot bulmaya çalışıyorsunuz.

Derken arkanızda kuyruk oluşuyor.

Sonra bir bakıyorsunuz, bineceğiniz metro gelmiş…

Siz hâlâ kartınıza yükleme yapmaya çalışıyorsunuz.

Vatandaşın teknolojiyi kullanmasına elbette karşı değiliz.

Ama teknoloji hayatı kolaylaştırmak için vardır.

İnsanın işini zorlaştırıyorsa, orada sistemi yeniden sorgulamak gerekir.

BİR DE HAVASIZ VAGONLAR…

Metroya bindiniz.

Yürüyen merdiveni atlattınız.

Kartınızı güç bela doldurdunuz.

Sonra vagona girdiniz.

Bu kez başka bir sorunla karşılaşıyorsunuz:

Kalabalık, havasızlık ve zaman zaman temizlik konusunda yaşanan sıkıntılar…

Toplu taşıma kullanmak zorunda olan vatandaşın bütün bunlara alışması mı gerekiyor?

Bence hayır.

Çünkü vatandaş lütuf istemiyor.

Parasını ödediği hizmetin düzgün verilmesini istiyor.

İZMİR SADECE METRODAN İBARET DEĞİL

Aslında mesele sadece metro değil.

Çöp sorunu var.

Trafik sorunu var.

Ulaşım sorunu var.

Altyapı sorunları var.

İzmir büyüyor.

Nüfus artıyor.

Kent büyüdükçe elbette ihtiyaçlar da artıyor.

Ancak şehir büyürken hizmetlerin de aynı hızda gelişmesi gerekiyor.

Aksi halde nüfus artar, sorunlar büyür, vatandaşın sabrı azalır.

Bir dönem İzmir için “Yaşanılacak yer İzmir” sloganı kullanılıyordu.

Bugün ise sokakta vatandaşla konuştuğunuzda farklı cümleler duyabiliyorsunuz.

Ben de kendi köşemden biraz ironik bir öneride bulunayım:

“Çilekeş İzmir!”

Elbette İzmir’i kötülemek için söylemiyorum.

Tam tersine…

İzmir’i seven insanların daha güzel, daha düzenli, daha yaşanabilir bir şehir istemesinden bahsediyorum.

MESELE PARTİ DEĞİL, HİZMET

Burada önemli bir noktaya da değinmek gerekiyor.

İzmir’in sorunlarını konuşurken meseleyi yalnızca siyasi partiler üzerinden değerlendirmek, asıl sorunu gözden kaçırmamıza neden olabilir.

İzmirli hangi partiye oy verirse versin aynı metroya biniyor.

Aynı trafikte bekliyor.

Aynı kaldırımlarda yürüyor.

Aynı çöp sorunuyla karşılaşıyor.

Aynı şehirde yaşıyor.

Dolayısıyla vatandaşın beklentisi de aslında çok basit:

“Bana hizmet ver.”

Gazeteci Fatih Ergin gözaltına alındı
Gazeteci Fatih Ergin gözaltına alındı
İçeriği Görüntüle

Kim yönetiyor?

Hangi parti?

Hangi slogan?

Bunların hepsi ikinci planda kalıyor.

Çünkü sabah işe yetişmeye çalışan vatandaş için önemli olan, metrosunun zamanında gelmesi.

Yaşlı vatandaş için önemli olan yürüyen merdivenin çalışması.

Kartına para yüklemek isteyen vatandaş için önemli olan makinenin sorunsuz çalışması.

Çocuğuyla dışarı çıkan aile için önemli olan temiz ve güvenli bir çevre.

Direksiyon başındaki vatandaş için önemli olan saatlerce trafikte kalmamak.

ARTIK SORUNLARI DEĞİL, ÇÖZÜMLERİ KONUŞALIM

Benim derdim İzmir’i kötülemek değil.

Tam tersine…

Bu şehrin daha iyisini hak ettiğine inandığım için bunları yazıyorum.

Çünkü İzmir çok daha güzel olabilir.

Daha temiz olabilir.

Daha düzenli olabilir.

Daha ulaşılabilir olabilir.

Ama bunun için sloganlardan önce çözüm gerekiyor.

Yıllardır konuştuğumuz sorunları yeniden yeniden konuşmak yerine, artık “Bu sorun nasıl çözülecek?” sorusuna cevap aramamız gerekiyor.

Sevgili dostlar…

İzmirlinin sabrı sonsuz değil.

Vatandaş artık bahane değil, çözüm görmek istiyor.

Ve belki de bugün hep birlikte sormamız gereken en basit soru şu:

“Yaşanılacak yer İzmir diyorsak, peki neden İzmir’de yaşamak bu kadar zor?”

Kalın sağlıcakla…