AKP ve MHP iktidarı uzunca süredir üzerinde çalıştığı Çerçeve Yasa’yı “evet-hayır” denklemine hapsetti. Kamuoyunda tüm tartışma hangi milletvekilinin nasıl oy kullandığı meselesine sıkıştı.
Sürecin yürütücüleri AKP ve MHP hiç konuşulmadı, Erdoğan yasanın Genel Kurul’da kabul edildiği gün kameraların karşısına çıkmadı. Buna karşın bütün oklar muhalefete döndü. İktidar, arzu ettiği biçimde muhalefet cephesinin parçalı görüntü vermesini sağladı.
Meseleyi evet-hayır tartışmasına sıkıştırmanın risklerini siyaset bilimciler BirGün’e değerlendirdi.
ÜÇÜNCÜ YOL GEREK
“Çerçeve Yasa ile birlikte ortaya çıkan evet-hayır ikilemi, aslında bizim daha önceki benzer krizlerde de yaşadığımız bir tür, siyaseten yaratılmış bir kıskaçtır” diyen Siyaset bilimci Prof. Dr. Murat Somer şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bu artık Türkiye'de muhalefeti güçsüzleştiren yapısal bir sorun haline geldi ve bilinçli bir strateji olarak da iktidar tarafından kullanılıyor. Bu durum, devlet gücü ve medya gücü aracılığıyla kullanılıyor. Siyaset böyle bir kıskaca hapsediliyor ve bunu aşmak isteyen muhalefet “evet” de dese, “hayır” da dese sonuçta kaybeden taraf oluyor.
Fakat bu evet-hayır kıskacının dışına çıkmak lazım. Bu sadece "evet mi dediniz, hayır mı dediniz" sorgusuyla olacak olan bir şey değil. Daha doğru bir okuma için kapsamlı sorulara ihtiyaç var. Örneğin, verilen bu karar nasıl gerekçelendiriliyor? Bu, halkın rızasına, desteğine ve onayına dayanarak kurulan; yeni bir ilişki oluşturularak mı yapılıyor? Bu sorular önemli hale geliyor.
KARTLARI DOĞRU SEÇMELİ
Bu bağlamda Özgür Özel’in yaptığı konuşması ve verdiği kararla bunu ifade etmeye çalıştığını düşünüyorum. Özel, evet-hayır kıskacının dışında üçüncü bir yol çizerek herkesi davet etmeye çalışıyor ve siyasette yeni bir alan yaratma çabası güdüyor.
Tablonun diğer tarafını da ele almak gerek. Burada DEM Partiye bakılmalı. Bütün bu süreç boyunca yine de DEM Parti siyaseten yeterince özgür olamayacak. Çünkü sürecin bitmesini bekleyecekler, onların da öncelikleri bu. Bu süreç boyunca tabii ki birçok iktidarın kendisini yeniden üretmesine yönelik yeni anayasada değişikliklerin ve başka düzenlemelerin gelmesi olası. Bunun yanında bu otoriterleşme, DEM Parti üzerinde bir baskı olmaya devam edecek.
Ancak bir noktada şu fark edilebilir: DEM Parti eğer siyaseten kartlarını doğru oynayabilirse, YENİ Parti ile beraber gerçek bir demokratikleşme ve muhalefetin siyaset alanının yeniden genişlemeye başlayacağı bir sürece doğru basıncı arttırmaya başlayabilirler. Burada farklı ideolojilerden demokrasi, hukuk, yeni bir siyaset isteyen; daha kapsayıcı ve demokratik bir ülke arzu eden herkesin diyalog halinde olmaya devam etmesi ve gerektiğinde de iş birliği yapması gerektiği kanaatindeyim."
HUKUK OLMAZSA OLMAZ
Siyaset bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ise şöyle konuştu:
"Şu anda gelmiş olduğumuz bu sıkışmışlığın temel nedeni, komisyon kurulurken komisyona davet edilen Cumhur İttifakı dışındaki partilerin, "demokrasi ve hukuk devleti tesis edildikten sonra komisyon çalışmalarına katılacağı" konusunda başarılı bir girişimde bulunmamalarıdır. Bu durum, meseleyi bir sultanizm rejimi ve onun otoriterleşmesi ile hukukun üstünlüğüyle bağlaşık liberal bir demokrasiye gidebilme arasındaki temel tercihten çıkarmıştır. Böylece olay bütünüyle, "barış isteyenler ile istemeyenler" arasında bir tercihe dönüşmüştür.
Mevcut şartlar altında barışın sağlanıp sağlanmayacağı belli değildir. Öte yandan, demokrasi ve hukuk devletine doğru yönelme hiçbir şekilde gündemde değildir ve gerçekleşme şansı da kalmamıştır, bu hedeften tamamen uzaklaşılmıştır. Oysa Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en önemli siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunların aşılması, kardeşliğin tesis edilebilmesi için hukukun üstünlüğü ve demokrasiye geçilmiş olması şarttır. Yapılan her türlü girişim ancak bu çerçevede değerlendirilebilir. Hukuk devleti ve demokrasi gerçekleşmeden barış ve kardeşliğin sağlandığı hiçbir örnek bulunmamaktadır."





