GÜNDEM

Seçme seçilme hakkının gaspı

Aziz İhsan Aktaş davasında verilen cezalara tepkiler sürüyor. Yeni Parti Lideri Özgür Özel yaşananları ‘tiyatro’ya benzetirken avukatlar ise Anayasa’ya aykırılık ve seçme-seçilme hakkının gaspı yorumunu yapıyor.

7 belediye başkanının da aralarında bulunduğu, 5’i tutuklu 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş Davası’nda yağan cezalara tepkiler sürüyor.

Önceki gün görülen davanın karar duruşmasında “suç örgütü lideri” olarak nitelendirilen ve tüm davanın üzerine kurulduğu Aziz İhsan Aktaş ile birlikte tüm sanıkların "örgüt" suçlamasından beraat etmesi dikkat çekmişti. Ancak çok sayıda suçlamadan da beraat kararı alan belediye başkanlarına, "rüşvet" iddiasıyla cezalar yağdırıldı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, üç ayrı suçtan toplam 23 yıl yıl üç ay hapis cezasına çarptırılırken, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar da çeşitli cezalara çarptırıldı.

TİYATRO OYUNU

YENİ Parti lideri Özgür Özel, Aziz İhsan Aktaş Davası’nda verilen cezaları "Aktaş’ın olmadığı eylemlere üst sınırdan ceza vererek başkanları içeride tutmaya yönelik bir iş var" sözleriyle değerlendirdi. Özel, şu ifadeleri kullandı: "Devletin devlet gibi değil de kötülük yapmak, pazarlık yapmak üzere oltulaştırılmış bir yapıya dönüştürüldüğü durumdayız. En çok ceza alan Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat, suçlandığı 60 eylemin 56’sından beraat ediyor. Aziz İhsan Aktaş diye birisine ‘Sen suç örgütü liderisin’ dediler. ‘Bu da senin örgütün’ dediler. Sonra da ‘Böyle bir örgüt yokmuş’ dediler. ‘Örgüt’ olduğu için insanları başka bir şehre gönderdiler. Aileleriyle görüş sınırlaması getirdiler. Aziz İhsan Aktaş ve Rıza Akpolat’ın ilişkilendirildiği hiçbir eyleme ceza yok. Aktaş’ın olmadığı eylemlere üst sınırdan ceza vererek başkanları içeride tutmaya yönelik bir iş var. Bu kadar kötülüğü planlayıp son günde tiyatro oyununu tamamlayanları milletimize havale ediyoruz."

8 ay 10 gün ceza alan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Karar duruşmasında, hakkımda hazırlanan iddianamede ileri sürülen suçlamalarda beraatime karar verilmiştir. Bununla birlikte “görevi ihmal” suçlaması kapsamında 8 ay 10 gün hapis cezasına hükmedilmiştir. Öncelikle ifade etmek isterim ki, hakkımdaki bu kararı da kesinlikle kabul etmiyoruz. Gerekli tüm yasal itirazlarımızı süresi içerisinde ve kararlılıkla yapacağız.”

Hakkında verilen 23 yıllık hapis cezasının ardından açıklama yapan tutuklu Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, "İlk günden beri dediğim gibi çocuklarımın, ailemin, yol arkadaşlarımın ve 6 yıl hizmet ettiğim Beşiktaşlı komşularımın yüzünü öne eğecek tek bir suçum olmadı. Benim alnım ak, başım dik" dedi.

Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara da hakkındaki hapis cezasına ilişkin, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Kararın istinaf ve Yargıtay süreci devam etmekte olup kararın bozulacağına dair inancım tamdır. Özgürlüğümden mahrum bırakılarak başlatılan süreç sonunda, verilen bu haksız karara rağmen masumiyetim de ortaya çıkacaktır” ifadelerini kullandı.

Emek Partisi’nden yapılan açıklamada ise şöyle denildi: “Saray rejiminden adalet de yolsuzlukla mücadele de beklenmez. Düzeninin yolsuzluklar gibi bir derdi olmadığını tüm dünya bilmektedir. Zira Saray düzeni 24 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’yi yolsuzluk sıralamasında dünyanın “lider” ülkelerinden biri konumuna taşıdı.

***

ZATEN DOSYA ÇOK ZAYIFTI

Avukat Tuğçe Duygu Köksal:

"Bu yargılama Aziz İhsan Aktaş’a sadece 2 yıl gibi bir ceza verilirken belediye başkanlarına ağır ceza verilmesinin asıl amaç olduğunu gösteren bir şey. En çarpıcı kısım tabii ki tek bir kişinin soyut iddiasına dayanarak belediye başkanlarına verilen cezalar. Bu anlamda adaletsiz bir tutum olduğunu elbette söyleyebiliriz. Örgütten çıkartılmış olmasına bakarsak, zaten çok zayıf bir dosyaydı. Bir örgüt söz konusu değildi zaten. Dolayısıyla rüşvet suçu açısından baktığımızda tek bir kişinin beyanıyla başka somut delil olmaksızın yapılan bir yargılama oldu."

***

MİLLİ EGEMENLİĞE AYKIRI DAVA

Anayasa Hukuku Profesörü Şule Özsoy Boyunsuz:

"Hukuki boyutundan başlayayım. Gözlemlediğimiz kadarıyla eylemlerin ispat vasıtaları itirafçı ifadelerine dayalı olarak ilerledi. Bunların mutlaka maddi delillerle desteklenmesi gerekir. Eğer sadece itirafçı ya da gizli tanık ifadesine dayanarak ilerlediyse orada sıkıntı var. ‘’Ya ben duymuştum birisi şöyle bir para vermiş’’ ifadeleri üzerine mahkeme geliştiyse bu zaten hukuka aykırı olur. Bu yargıların oluşumunda başlangıcında doğal yargıç ilkesiyle ilgili sıkıntılar da vardı. Yani adil yargılanma hakkıyla ilgili sıkıntılı davalar bunlar. Yine adil yargılanma hakkının bir parçası olan ceza hukukundaki delil sistemiyle ilgili de sıkıntılar var. Yargılamaların çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum, hukuki açıdan çeşitli sıkıntılar anayasaya aykırılıklar barındırıyor içinde.

Siyasi sonuçları da var. Bir rejimin önünde muhalefeti imha, oluşabilecek direnci ortadan kaldırmaya yönelik davalar bunlar. Muhalefet belediye başkanı olmanın muhalefette siyasetçi olmanın maliyetini fevkalade arttırarak kimsenin buna cesaret edemediği bir siyasi iklim oluşturma çabası var. Hatırlayın askeri vesayet bir kurum olarak ortadan kaldırılmaya çalışılırken yine böyle saçma sapan delillerle desteklenen Ergenekon Balyoz davaları vardı. Onlar neye hizmet ettiler? Orada içeride oluşan direnci ortadan kaldırmaya ve orayı iktidara bağlamaya. Burada da milli egemenliği, milli egemenlikle gelen seçme seçilme hakkına gelen bir saldırı söz konusu. İBB davası ve muhtemelen eklenecek başka davalar birbirinden bağımsız değil. Sonuçta kendisi rıza üretemeyen bir iktidarın rakiplerini ortadan kaldırarak iktidarda kalma çabası.”