GÜNDEM

Sarayların hesabı halk duvarına toslar

Sömürge valisi gibi hareket eden Büyükelçi Barrack’ın “monarşi” ve “otoriter liderlik” övgüsü ABD’nin ülke ve bölgeye biçtiği rol modelin tarifi. Ekonomik kuşatma, askeri yığınak ve siyasal hegemonya isteyen Trump, karşılığında “meşruiyet” vaat ediyor.

Ülke gerici mutlakiyet rejiminden TBMM’nin kuruluşuyla halk egemenliğine geçişin sembolü olan 23 Nisan’ın 106. yılına baskı altında girdi. Bir yandan halkın sandıktaki iradesi yargı sopasıyla gasp edilirken diğer yandan ülke emperyalistlere bağımlı hale getirildi. İçeride halkın rızasını alamayan iktidar, kaybettiği meşruiyetini dışarıda aradı. Bunun karşılığında da Beyaz Saray’ın bölgeyi dizayn etmek için öne sürdüğü politikaları uygulama misyonu biçilen Beştepe, ABD’yi memnun etmek için bir kez daha kolları sıvadı. Sandığın göstermelik kurulduğu, demokrasinin işlevsiz kılındığı, ses çıkaran, itiraz eden kim varsa hapse atıldığı, halkın seçtiği belediye başkanlarının cezaevlerine tıkıldığı, gazetecilerin, yaşam savunucularının, sendikacıların, işçilerin susturulmak istendiği muhalefetsiz bir tek adam rejimi tahkim edilmek istendi.

ERDOĞAN’I ÖVDÜ

Adeta bir sömürge valisi gibi hareket eden, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın peş peşe gelen açıklamaları, Türkiye ve bölgeye yönelik emperyalist planların itirafı oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz eylül ayında gerçekleştirdiği Beyaz Saray ziyaretinde “İstedikleri meşruiyeti onlara vereceğiz” diyen Barrack, daha sonra yaptığı açıklamalarla da gündemden düşmedi. Bölge için en uygun modelin “Osmanlı Milletler Sistemi” olduğunu savunan Barrack, geçen hafta Antalya Diplomasi Forumu’nda bölgeye “monarşi” dayatması yaptı. Bununla da yetinmeyen Barrack tartışmalar üzerine önceki gün Ortadoğu’da yalnızca "güçlü otoriter liderlik rejimlerinin" işe yaradığını öne sürdü. Barrack, "Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimindeki güçlü ve merkezi liderliğin; istikrarı, ekonomik dinamizmi ve bölgesel nüfuzu nasıl sağladığının bir örneğidir" dedi.

Barrack, şu ifadeleri kullandı: "Bu ideolojik bir tercih değil, onlarca yıllık gözlemin sonucudur. Arap Baharı’ndan sonra Batı tarzı demokrasiyi hızla benimsemeye çalışan ülkelerin çoğu kaosa, iç savaşa veya yeni otoriterliklere sürüklendi. Buna karşın, Körfez monarşileri gibi istikrarlı ve sonuç odaklı liderlikler; güvenliği, ekonomik büyümeyi ve halkın yaşam kalitesinde iyileşmeyi sağladı. İsrail, bölgede canlı bir demokrasi olsa da, olağanüstü zorluklar altında güvenliği sağlayan çok güçlü ve cesur liderlikler sayesinde ayakta kalmıştır. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetimindeki güçlü ve merkezi liderliğin; istikrarı, ekonomik dinamizmi ve bölgesel nüfuzu nasıl sağladığının bir örneğidir.’’

Muhalefetten yapılan açıklamalarda ise Barrack “istenmeyen kişi” ilan edilerek derhal ABD’ye dönmesi istendi. Tepkiler haklı olmakla birlikte meselenin yalnızca Barrack’ın söylemlerinden ibaret olmadığı, asıl meselenin ABD ve Trump’ın Erdoğan üzerinden ülkeye ve bölgeye dayattığı politikalar olduğu unutulmamalı.

NEDEN MONARŞİ?

Emperyalistlerin neden monarşi ya da otoriter liderlik istediklerini birkaç maddeyle özetlersek:

  • Ekonomik kuşatma: Erdoğan’ın geçen sonbahardaki Beyaz Saray ziyareti öncesi tüm imkanlar Washington için seferber edildi. ABD’den 300 yolcu uçağı satın alınacağının ortaya çıkmasının ardından Erdoğan, ABD’ye uygulanan gümrük vergilerini de kaldırdı. Uçaklar için, Başkan Donald Trump’ın oğlu, Donald Trump Jr. ile uçak pazarlığı yapıldığı iddialarının hemen ardından THY için Boeing’ten sipariş verildi. Washington’daki zirvede Eskişehir’deki rezervler üzerinden maden diplomasisinin de yürütüleceği iddia edilmişti. Öte yandan ABD ve Batı’ya tanınan ayrıcalıklar bununla da sınırlı değil, köprü ve otoyolların satışa çıkarılması gibi pek çok hamlenin de bununla ilgili olduğu konuşuluyor. Kamuya ait paha biçilemez maden sahaları ile köprü ve otoyollar için görüşmeler yapıldığı iddiaları iktidar tarafından hiçbir zaman yalanlanmadı.
  • Askeri yığınak: Kuzey Atlantik İttifakı’nın ABD ile birlikte en hevesli üyelerinden birisi olan Türkiye yeni NATO ordusu hazırlığı içerisinde. Geçtiğimiz günlerde sıkça gündeme gelen NATO’nun yeni karargâh kurma girişimi Amerikan emperyalizminin yeni yol haritasından ve yönelimlerinden bağımsız ele alınamaz. Bu girişim ABD’nin bölgedeki kontrolünü sağlamlaştırma üzerine şekilleniyor. Türkiye’de İncirlik ve Kürecik’in yanı sıra İzmir NATO Müttefik Kara Komutanlığına (LANDCOM) ev sahipliği yapıyor. Konya’daki Ana Jet Üssü de NATO AWACS uçaklarının dört ileri harekât üssünden birisi. NATO Hızlı Konuşlandırılabilir Kolordu Karargâhı da İstanbul’da.
  • Siyasi hegemonya: Yukarıda saydığımız gerekçelerin bir bütününü oluşturan siyasal kuşatma hamlesi 70 yılı aşkın süredir devam ediyor. Ülkedeki darbelerle solun bastırılması, emperyalist çıkarlara hizmet edecek sağ iktidarların desteklenmesi her dönem bir Amerikan projesi oldu. AKP’nin iktidara gelişi de bu süreçten bağımsız değildi. Beyaz Saray bugün de İsrail’le birlikte bölgeyi kendi çıkarlarına göre dizayn etmeye çalışıyor.

Suriye’de Esad yönetiminin devrilmesi, Gazze’nin işgali ve son olarak İran’a yönelik saldırılar bu dizayn çabasının birer yansıması. Barrack’ın sözünü ettiği otoriter, güçlü liderlik yönetimleri, demokrasinin ve yargı bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı, rejimlerin içeride ömrünü uzatmak adına dışarıda emperyalist planların uygulayıcısı olduğu yönetimlerin tarifini veriyor. Beyaz Saray ile Beştepe Saray’ının tüm bu planlarını ancak rejime ve emperyalizme karşı birleşik bir halk muhalefeti bozabilir.

“SİZ BURAYI HALLEDİN” DEMEK

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “hayırsever monarşi” söylemini değerlendiren Prof. Dr. İlhan Uzgel, “Buradaki ‘hayırsever’ ifadesi, ‘zarar vermeyecek, iyi huylu’ anlamında söyleniyor. Aslına bakarsanız Amerika’nın işine yarayacak, Amerikan politikaları uygulanırken sorun çıkarmayacak müttefik demek. Devam eden bir monarşik düzen var. Mesela Körfez ülkelerinde… Bunları kast ediyor” dedi.

Uzgel şu değerlendirmeyi yaptı: “Amerikan çıkarlarına uyumlu, Amerika’nın bölgesel hakimiyetinin sürdürülebilir olması için buna destek olacak monarşik yönetimlerden bahsediliyor. Buna istediğiniz adı verebilirsiniz. Amerika’ya hayrı dokunan demek bu aslında.

Amerika, bölgesel düzeni kendisine sorun çıkarmayacak, birlikte çalışabileceği yönetimler üzerinden kurmaya çalışıyor. Bunu zaten uzun süredir söylüyorduk. İran meselesi de bittikten sonra bölgedeki angajmanı azaltmaya çalışıyor, kendi müttefikleri arasında paylaştırmak istiyor. Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye, İsrail ve Mısır gibi gözüküyor. Tüm bu açıklamalar, ‘Siz burayı halledin, burada siyasetimizi devam ettirin’ demek.

Bu Amerika’nın Ortadoğu’da kurmak istediği bir düzen ve bu mesajla düzenle uyumlu çalışın demek isteniyor. Dikkat ederseniz Trump’tan Erdoğan’a, Barrack’tan Fidan’a bol bol övgüler gidiyor. Buna uyanları övüyorlar, uymayanları da dövüyorlar.”