GÜNDEM

Petrol kuyusuna doyamadı

İşçi katliamı ile gündeme gelen Çalık Holding’e bağlı Çalık Petrol, Mardin’i de kuşatacak. Mardin Çevre Platformu’ndan Özdemir, projelerin yalnızca toprağı değil içme ve sulama suyunu da tehdit ettiğini aktardı.

İktidara yakınlığı ve işçi Erol Eğrek’in şirket korumaları tarafından dövülerek katledilmesiyle bilinen Çalık Holding’e bağlı Çalık Petrol, Mardin ve Diyarbakır’da yeni petrol arama ve çıkarma projeleri için harekete geçti. Şirketin Mardin Savur ve Diyarbakır’ın Bismil ile Çınar ilçelerinde planladığı üç proje için çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinde ilerleme sağlandı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Mardin’in Savur ilçesine bağlı İşgören Mahallesi’nde planlanan Batı Çalıktepe-5 Lokasyonu Petrol Arama projesi için onay verdi. Bölgede açılması planlanan petrol kuyusuna ilişkin sondaj derinliğinin 2 bin 200 metreye kadar ulaşacağı belirtildi.

Proje alanı, çevre düzeni planında tarım arazisi olarak yer aldı. En yakın yerleşim alanına 500 metre mesafede konumlanan sahanın bitişiğinde tarımsal amaçlı pamuk ambarı yer alırken, yaklaşık 570 metre kuzeybatıda benzer bir tesis daha bulunuyor. Proje dosyasında kullanılan kimyasallar ve yakıtlar nedeniyle yangın ve patlama riskine de dikkat çekildi.

SIZINTI RİSKİ

Şirket, Diyarbakır’da da iki ayrı proje için ÇED sürecini 6 Nisan tarihinde başlattı. Bunlardan ilki, Bismil ilçesine bağlı Gundiabdi köyünde planlanan Çöltepe-1 ve Çöltepe-2 Lokasyonu Petrol Arama projesi oldu. Alanın çevre düzeni planında tarım arazisi, sulama alanı, baraj gölü maksimum su kotu ve doğalgaz boru hattı sahası vasfında olduğu belirtildi. Proje dosyasında kimyasal ve yakıt sızıntıları, sondaj çamuru dökülmeleri ve yeraltı sularının kirlenme riski yer aldı. Sondaj faaliyetleri sonucunda tehlikeli sondaj çamurları ile atık suların oluşacağı belirtildi. Öte yandan Çelebiyan Deresi’nin proje sahasına yalnızca 75 metre mesafede yer alması dikkat çekti.

Şirketin Diyarbakır’daki ikinci projesi ise Çınar ilçesine bağlı Meydan köyünde planlanan Meydanköy-2 Lokasyonu Ham Petrol Arama, Çıkarma ve Depolama Projesi oldu. Tarım ve sulama arazisinde planlanan projenin başvuru Proje dosyasında kullanılan kimyasallar ile depolanacak ham petrolün toprak ve su kaynaklarına sızma riski bulunduğu belirtildi. Kuyu tamamlama işlemlerinde 4,5 kilogram patlayıcı kullanılacağı ifade edildi. Belgede, patlayıcının yüzeyde çevreye zarar vermeyeceği savunulurken yeraltı kaynaklarına etkisinin izleneceği kaydedildi.

GÜNLÜK 950 VARİL

Mardin Çevre Platformu’ndan Agit Özdemir, yeni projelerin şirketin bölgedeki uzun soluklu ve geniş çaplı faaliyetlerinin bir halkası olduğunu belirtti. “Çalık Enerji bünyesindeki şirket, Güneydoğu Anadolu'da 2006'dan bu yana arama ve üretim ruhsatları edinmektedir” diyen Özdemir, “Halihazırda Diyarbakır-Mardin arasındaki Batı Çalıktepe ve Güney Çalıktepe sahalarında 5 kuyudan günlük yaklaşık 950 varil üretim yapmaktadır. Şirket, yalnızca yerli sermayeyle sınırlı kalmayıp Kanadalı Anatolia şirketiyle, Amerikalı High Power Petroleum şirketiyle stratejik ortaklıklar kurmuştur. Dolayısıyla bölgedeki petrol arama süreci ulusal ve uluslararası sermayenin ortaklaşa yürüttüğü bir faaliyet olarak ele alınmalıdır” şeklinde konuştu.

Projenin planlandığı İşgören Mahallesi’nde tarımsal sulamanın yeraltı sularından karşılandığını aktaran Özdemir, “Dolayısıyla Batı Çalıktepe-5 projesinin tarım arazisi üzerinde yürütülmesi, yalnızca toprağı değil içme ve sulama suyunu, dolayısıyla gıda güvenliğini de doğrudan tehdit etmektedir” dedi.

GÖÇE ZORLAYACAK

“Petrol sondajlarının yaratacağı kirlilik yalnızca kuyu noktasıyla sınırlı kalmaz” diyen Özdemir, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Sondaj sürecinde kostik başta olmak üzere tehlikeli kimyasallar kullanılmakta; yer altında uygulanan patlatma yöntemleri ise bölgenin yeraltı akiferlerini doğrudan tehdit etmektedir. Petrol projeleri bölgedeki tarım ve hayvancılık faaliyetlerini tasfiye etmektedir. Birinci sınıf tarım arazileri ve mera alanları üzerine kurulan sondaj sahaları, çiftçilerin ve hayvancılıkla geçimini sağlayan köylülerin üretim olanaklarını yok etmektedir. Yerel halk kırsal üretimden koparılarak kentlere göç etmek zorunda bırakılmakta, bu durum kır-kent dengesini kalıcı biçimde bozmaktadır. Şirketler bölgede varlıklarını büyütürken yerel halk topraklarını, su varlıklarını ve geçim kaynaklarını yitirmektedir. Ekolojik yıkım ile ekonomik yoksullaşma iç içe geçmektedir.” (Birgün)