Emperyalist savaş örgütü NATO için tüm imkanlarını seferber eden iktidarın yarın Ankara'da başlayacak NATO Zirvesi öncesi eli ayağına dolandı.
Sokaklara yapılan makyaj, yoksulluğa çekilen bariyerler NATO sevdasını gözler önüne sererken baskılar da tam gaz devam ediyor.
Dün sabah İstanbul, Ankara, İzmir, Denizli, Antalya, Urfa, Kocaeli, Çanakkale ve Bursa'da düzenlenen ev baskınlarında gazeteciler, avukatlar, akademisyenler, hukuk öğrencileri, dernek üyeleri ile siyasi parti temsilcileri kapıları kırılarak gözaltına alındı.
Denizli'de ikisi il yöneticisi olmak üzere SOL Parti üyesi üç kişi de gözaltına alınanlar arasında yer alırken, Devrimci Gençlik Derneği üyeleri ve Devrimci Hareket Dergisi çalışan ve okurları, hukuk öğrencileri, Antalya Halkevi Başkanı Gülcan Şahin, şube yönetiminin tamamının aralarında bulunduğu 11 Halkevleri üyesi, TİP Antalya İl Örgütü yöneticileri de gözaltına alındı.
Emek Partisi Kocaeli yöneticisi, Kocaeli Emek Gençliği üyeleri evleri basılarak ve kapıları kırılarak gözaltına alındı. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası MYK üyesi Yiğit Pertev, Antalya İl Sözcüsü Diğde Simay Pertev ve Antalya İl Temsilcisi Mehmet Akif Karaca da gözaltına alınanlar arasında.
İzmir’de Sosyalist Mücadele İnisiyatifi üyesi 5 kişi "NATO'ya karşı faaliyet yürüttükleri" gerekçesiyle ev baskınlarıyla gözaltına alındığını duyurdu.
Eskişehir'de DGD, SGDF ve Gençlik Komitelerinden toplamda altı kişinin gözaltına alındığı aktarıldı. Ayrıca Urfa’da Emek Partisi ve TİP üyeleri ev baskınlarıyla gözaltına alınanlar arasında yer alıyor.
ÇHD’DEN AÇIKLAMA
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İstanbul Şube Başkanı Avukat Ezgi Önalan'ın ve şube üyesi Av. Yunusemre Işık'ın sabaha karşı düzenlenen polis operasyonuyla gözaltına alındıklarını açıkladı. Derneğin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "NATO’ya dikensiz gül bahçesi vaat eden siyasi operasyonlara son verilsin” denilerek tepki gösterildi.
Akademisyen ve yazar Doç. Dr. Sibel Özbudun, sosyal medya hesabından akademisyen ve yazar Temel Demirer ile gözaltına alındığını duyurdu. Özbudun paylaşımında, "Gözaltına alınıyoruz. Muğla'ya sevk" dedi.
Gözaltına alınanlar arasında T24 dış haberler editörü Buse Söğütlü ve Odatv editörü Ceren Erdoğdu da yer aldı. Söğütlü’nün Avukatı Erman Öztürk, 24 saat görüş kısıtlaması getirildiğini, gözaltı gerekçesini henüz bilmediklerini söyledi. Nihaplus muhabiri Abbas Vural da göz altına alınanlar arasında.
Öte yandan Ankara'nın Tuzluçayır Mahallesi'nde hukuk öğrencileri Boran Işıldak ve Burhan Can gözaltına alındı.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) yaptığı NATO Zirvesi'ne ilişkin tehdit niteliğinde açıklamada, “Tüm yayın akışlarının İzleme ve Değerlendirme Uzmanlarımızca zirvenin ehemmiyetine uygun bir titizlikle takip edilmekte olduğunu önemle hatırlatıyoruz” ifadeleri yer aldı. Basın Konseyi’nden yapılan açıklamada ise “Halkın haber alma hakkının yok edilmesidir” denilerek tepki verildi.
***
MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM!
Zirve, İstanbul’da NATO’ya Hayır Koordinasyonu tarafından protesto edildi. Kadıköy’de Altıyol’da toplanan yüzlerce yurttaş Rıhtım’a yürüdü. Burada yapılan açıklamada şöyle denildi: “Emperyalizmin ‘kurşun askeri’ olmak için milyarlarca lira harcayan, ülkeyi devrimciler, ilericiler, emekçiler için adeta bir açık hava hapishanesine çeviren AKP'ye, emperyalizme, işbirlikçilerine net yanıtımız var: istenmiyorsunuz!
NATO'su, ABD'si, İsrail'i, Trump'ı, yerli-yabancı silah şirketleri, ülkenin tüm kamu kaynaklarını peşkeş çeken AKP iktidarı ile istenmiyorsunuz! NATO'ya ve emperyalizme karşı çıkmak suç değildir! İstanbul'da ve Ankara'da tutuklanan ve yüzlerce sosyalist, devrimci, ilerici ve demokrat mücadele arkadaşımız derhal serbest bırakılmalıdır! 7-8 Temmuz tarihlerinde toplanacak NATO Zirvesine karşı tüm emekçileri mücadeleye çağırıyoruz!”
***
EMPERYALİST SAVAŞ MAKİNESİNİN KANLI BLANÇOSU
Yandaş medyanın manşetlerinde "savunma, istikrar ve ittifak dayanışması" ifadeleriyle pazarlanan NATO Zirvesi, madalyonun diğer yüzünü örtmeye yetmiyor.
1949 yılında Batı emperyalizminin ve küresel sermayenin koruyucusu olarak kurulan savaş örgütü NATO'nun tarihi, iddia edildiği gibi bir istikrar geçmişine değil; işgaller, darbeler ve kitlesel katliamlarla örülü bir bilançoya dayanıyor. NATO, 4 Nisan 1949’da Washington’da 12 ülkenin imzasıyla kurulduğunda resmi gerekçe "Sovyet tehdidine karşı kolektif savunma" olarak ilan edilmişti. Ancak ittifakın asıl meramı, Batı kapitalizminin hegemonyasını güvenceye almak ve üye ülkelerin kendi içindeki sol, sosyalist yükselişi baskılamaktı. Bu amaç doğrultusunda, üye ülkelerin tamamında gizli paramiliter örgütlenmeler hayata geçirildi.
İtalya'da Gladio, Belçika'da SDRA8, Türkiye'de ise Seferberlik Tetkik Kurulu ve sonrasındaki adıyla Özel Harp Dairesi olarak faaliyet yürüten bu yapılar, doğrudan NATO’nun gayrinizami ordu konseptine bağlı çalıştı. Türkiye’nin 1952’de ittifaka dahil edilmesinin hemen ardından bu mekanizma iç siyasete doğrudan müdahale etti. Ülkenin aydınlanmacı figürlerine yönelik suikastların arkasındaki kontrgerilla yapılanması, NATO’nun üye ülkelerin toplumsal muhalefetini ezmek için kullandığı aygıtın somut birer çıktısı oldu. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle varlık gerekçesi ortadan kalkan ittifak, sönümlenmek yerine etki alanını küresel ölçekte büyüterek açık bir savaş ve saldırı aygıtına dönüştü. "Demokrasi götürme" ve "bütün insanlığı koruma" kılıfıyla gerçekleştirilen askeri operasyonlar, geride yüz binlerce ölü bıraktı.
Bunun büyük örneklerinden biri 1999 yılında gerçekleştirilen Yugoslavya bombardımanı oldu. İttifak, Yugoslavya’yı aylar boyunca aralıksız bombalayarak resmi olmayan verilere göre 2 bin 500’ün üzerinde sivilin ölümüne yol açtı.
Benzer bir yıkım konsepti, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’da devreye sokuldu. 20 yıl süren Afganistan işgali, ülkenin yeniden Taliban’a terk edilmesiyle sonuçlandı. Afganistan’da çatışmalar nedeniyle 176 binden fazla insan hayatını kaybetti. 2011 yılında Libya’da yürütülen askeri harekat da benzer bir durumla sonuçlandı. Afrika’ya göre yüksek yaşam standartlarına sahip bir ülkeydi, NATO müdahalesinin ardından başarısız ve istikrarsız bir devlete dönüştürüldü; ülkenin yeraltı kaynakları Batılı enerji tekelleri arasında pay edildi. Türkiye'nin de NATO'ya kabul edilme koşulu olarak asker gönderdiği Kore Savaşı ise henüz yolun başında 3 milyona yakın insanın canına mal olan bir trajedi olarak hatırlanıyor.
ADIM ADIM KUŞATMA
1990’ların başında Sovyetler Birliği dağılırken Batılı aktörlerin Rusya’ya verdiği "NATO doğuya doğru bir inç bile genişlemeyecek" yönündeki sözler, emperyalizmin genişleme isteği karşısında hızla unutuldu. İttifak, Soğuk Savaş sonrası dönemde sınırlarını genişletti. 1949'da 12 üye ile yola çıkan NATO; 1999 yılında Polonya, Macaristan ve Çekya'nın, 2004 yılında ise Baltık ülkelerinin dahil olmasıyla Rusya sınırına kadar dayandı. Son olarak büyük tartışmalara konu olsa da Finlandiya ve İsveç’in katılımıyla üye sayısı 32’ye yükseldi. Bu çevreleme ve yayılma stratejisi, bugün Ukrayna’da, İran’da, Irak’ta, Pakistan’da ve daha birçok ülkede süren ve tüm dünyayı nükleer bir savaş riskinin eşiğine getirdi.
NATO, güvenliği tesis eden değil, militarizmi büyüterek kendi varlığını meşrulaştıran bir işlev görüyor.
YENİ EVRE: NATO 3.0
Ankara’daki gerçekleşecek zirvenin asıl hedefi, ittifakın dönüşümünde "NATO 3.0" olarak adlandırılan yeni bir küresel saldırganlık evresine geçilmesi olacak. Soğuk Savaş dönemindeki sınırlandırma odaklı NATO 1.0 ve Doğu Avrupa ile Ortadoğu’daki bölgesel müdahaleleri kapsayan NATO 2.0 dönemlerinin ardından, bugün dillendirilen bu yeni konsept, ittifakı coğrafi sınırlarından tamamen kopararak küresel bir aygıta dönüştürmeyi hedefliyor.
NATO 3.0'ın merkezinde, şu anki etki alanını dışına taşırarak Asya-Pasifik bölgesine uzatmak ve Çin’i yapısal bir tehdit olarak tanımlayarak küresel bir kuşatma hattı kurmak yer alıyor. Bu yeni stratejik konsept sadece coğrafi bir genişlemeyi değil, aynı zamanda savaşın niteliğindeki değişimi de içeriyor. Siber alan, yapay zeka entegrasyonlu otonom silah sistemleri, uzay teknolojileri ve dezenformasyon süreçleri artık NATO'nun doğrudan operasyon sahası olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla ittifak, gelecekte sadece askeri birliklerle değil, dijital altyapıları, enerji hatlarını ve toplumsal bilgi ağlarını da kontrol altında tutarak emperyalist tekelleşmeyi garanti altına almayı planlıyor. Küresel Güney'i hammadde ve pazar olarak elinde tutmak isteyen Batı bloku, NATO 3.0 ile çok kutuplu dünyaya karşı askeri ve teknolojik bir diktatörlük inşa etmenin hesaplarını yapıyor.
Ankara Zirvesi’nin perde arkasındaki en net dayatmalardan biri de NATO 3.0'ın getirdiği teknolojik ve askeri genişleme maliyetlerini karşılamak üzere, üye ülkelerin askeri harcamalarını gayri safi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) en az %2'sine çıkarma zorunluluğunun kemikleştirilmesi olacak. Bu kuralın pratik karşılığı, üye ülkelerde sağlık, eğitim, sosyal güvenlik ve kamu yatırımları bütçelerinin kısılarak doğrudan çok uluslu silah tekellerine aktarılması anlamına geliyor. Bugün NATO üyelerinin toplam askeri harcaması 1,3 trilyon doları aşmış durumda. Ankara’da yapılacak görüşmeler, ajanslara "küresel barış" mesajlarıyla servis edilecek olsa da somut veriler, tarihsel gerçekler ve geleceğe yönelik emperyalist planlar, NATO’nun dünya halkları için bir koruma kalkanı değil; istikrarsızlık, darbe, işgal ve kâr odaklı bir militarizm aygıtı olduğunu kanıtlamaya devam ediyor.
***
NATO’NUN DAHİL OLDUĞU MÜDAHALELER
Bosna Savaşı (1995): Sırp güçlerinin Saraybosna'yı bombalaması ve Birleşmiş Milletler'in talebi üzerine başlatılan Kararlı Güç Harekâtı.
Kosova Savaşı (1999): Yugoslavya'da etnik temizliği durdurmak amacıyla yapılan Müttefik Güç Harekâtı.
Afganistan Savaşı (2001-2021): 11 Eylül saldırıları sonrası başlatılan ve NATO'nun 5. Madde'yi (toplu savunma) ilk ve tek kez işlettiği operasyon.
Libya İç Savaşı (2011): Sivilleri korumak amacıyla Birleşmiş Milletler kararıyla başlatılan Birleşik Koruyucu Harekâtı.
Ayrıca “güvenlik, denetim veya eğitim misyonları” iddiasıyla Kuzey Makedonya, Somali ve Irak gibi bölgelerde de faaliyet gösterdi.
***
FSM KÖPRÜSÜ’NE ABD ELBİSESİ
İktidarın 7-8 Temmuz’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesi hazırlıkları tam gaz devam ediyor. Ankara’daki “makyajlama” çalışmalarının ardından İstanbul’daki FSM köprüsü beyaz, mavi, kırmızı renklere büründü. ABD’nin 250’nci kuruluş yıl dönümünde
İstanbul’daki Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ABD bayrağı renkleriyle donatıldı.
***
ÇOCUKLARI SAKLAYIN TRUMP GELİYOR
Zirveye karşı dün akşam saatlerinde TKP üyeleri de Kızılay Meydanı’na yürümek istedi. Bu esnada polis müdahalesiyle 100’den fazla kişi gözaltına alındı.
HKP ise Eski TBMM binası önünde eylem gerçekleştirdi. 19 kişi polis müdahalesinin ardından gözaltına alındı. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO zirvesi nedeniyle Türkiye'ye gelmesini protesto eden bir grup Epstein Skandalı’na gönderme yaparak "Çocuklarınızı saklayın Trump geliyor" yazılı pankartı Haliç Köprüsü'ne astı.
***
TEPKİLER ÇIĞ GİBİ BÜYÜYOR
SOL Parti: “Bir yanda yasaklar, baskılar, operasyonlar; diğer yanda badana-boyayla gerçeği örtme telaşı… NATO zirvesi için ilan edilen fiili OHAL, bu iktidarın tarih önündeki yeni utançlarından biri olacak. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!”
KESK: Bu sabah aralarında üyelerimizin de bulunduğu çok sayıda gazeteci, avukat, akademisyen, siyasi parti temsilcileri, sendikacı ve öğrenciler ev baskınlarıyla gözaltına alındı. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!”
TİP: ‘‘Sol-sosyalist kurumları ve onların üye ve yöneticilerini hedef aldığı anlaşılan bu baskınlar, iktidarın bir avuç katili korumak için nasıl bir gözü dönmüşlükle, nasıl onursuzca hareket ettiğini bir kere daha ortaya koyuyor.’’
TKP: ‘‘NATO karşıtı mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz.’’
EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan: ‘‘Bu gözaltı operasyonlarının tek amacı, NATO’nun işlediği suçların üzerini örtmek ve yükselen toplumsal itirazı bastırmaktır.’’
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: ‘‘NATO zirvesi nedeniyle baskı sokaktan akademiye, sahneden habere kadar hayatın her alanını kuşatıyor.’’
CHP Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır: “Ortada suç yok, iddia yok, somut fiil yok ama ülkenin dört bir yanında hukukçuları, akademisyenleri, gazetecileri gözaltına alıyorlar... Konuşanlardan, yazanlardan, soru soranlardan korkuyorlar!”
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti: “Gazetecilerin kamu yararı için yürüttükleri haber ve yorum faaliyetleri nedeniyle baskı altına alınmaları, gözaltı tehdidiyle susturulmaya çalışılmaları kabul edilemez. Yetkilileri, Anayasa’nın ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin ortaya koyduğu ilkelere uygun davranmaya; basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünü engellemekten vazgeçmeye çağırıyoruz.”
DİSK BASIN-İŞ: “Kabul etmiyoruz. Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılsın!”
Türkiye Gazeteciler Sendikası: “Gazeteciler Buse Söğütlü ve Ceren Erdoğdu neden gözaltında? Hukuka aykırı uygulamalara son verilmeli, Söğütlü ve Erdoğdu derhal serbest bırakılmalıdır.”
Dicle Fırat Gazetecilik Derneği: “Gazetecilik suç değildir.”