MİNYATÜR SANATÇISI SERAP ONUR, DÜŞSEL FANTASTİK DÜNYASINI MİNYATÜRLERİNE YANSITIYOR

Minyatür sihirli bir iksirdir, içtikçe daha çok içmek istediğiniz ve hiç doyamadığınız…..

MİNYATÜR SANATÇISI SERAP ONUR, DÜŞSEL FANTASTİK DÜNYASINI MİNYATÜRLERİNE YANSITIYOR
12 Mart 2021 Cuma 09:17

Minyatürü sihirli bir iksir olarak tanımlayan Minyatür Sanatçısı Serap Onur, minyatür sanatı ile ustası Taner Alakuş aracılığı ile tanıştığını ve hala usta çırak ilişkisini yürüterek kendi tarzı ile yoluna devam ettiğini belirtiyor. Serap Onur, minyatür sanatı ile ilişkisini de şu sözlerle anlatıyor;

“Ben elime kalem, boya verildiğinden beri kendimce resim yapıyorum. Okul hayatım boyunca sevdiğim, kaçtığım yer, o dünya oldu hep. Lisenin son yıllarında ilk desen derslerimi aldığım İsmail Gümüş hocam, müthiş bir öğretmen, sanatçı ve yazar oluşu ile o dönemde ufkumu açtı. Sonra Gazi Eğitim Fakültesi’nde grafik ana sanat dalını kazandım. Sonrasında grafikerlik yaptığım, resim yapamadığım o dönemlerde içimdeki boşluk hissi gittikçe büyüdü.

Ardından Serap Demirağ girdi hayatıma. Bir yanımı aydınlatan ve ışığımı parlatan kişidir o. Aynı zamanda denizatlarının büyüsüne kapıldığım, bıkıp usanmadan resimlerini yaptığım yıllardı. En çok da deniz altının bana verdiği o sonsuzlukta özgürce dolaşmayı sevdim ve ağaç-insan biçimleriyle denemeler yaptım.

Ve sonra geleneksele göz kırpmaya başladığım ve beni bir şekilde hep içine çeken camaltılar dönemi başladı. Bir hoca olmadığı için gittiğim cam boyama kursundan öğrendiklerimle deneme yanılmalar yaparak geliştirdiğim teknikle tavuskuşları ve kalyonları ortaya koydum.

Sonra bir gün Taner Alakuş minyatürleriyle karşılaştım; büyülü bir andı benim için. Minyatürün eksik parçam olduğunu anladım ve elimden tutup beni o dünyaya sokarak özgürce uçma cesaretini veren hocam Taner Alakuş ile gölgede kalan, tıkanmış olanı çıkardık beraber usta-çırak yolculuğunda. Hala her yönüyle bu sonsuz hayal dünyasında kendisinden feyz almaya devam ediyorum.

Özellikle geleneksel sanatlarda hoca öğrenci uyumu çok önemlidir. Çünkü beraber çok uzun saatler, aylar, yıllar geçirirsiniz. Geleneksel sanatların her dalı disiplinli bir çalışma gerektirir. Meşakkatlidir. Kavramak ve uygulamak uzun zaman alır. Aynı zamanda pahalı da bir sanattır; fırçası, boyası, altını derken çeşitlenir, zenginleşir. Hobi için düşünülecek bir sanat değildir.

Her biçimi ayrı güzeldir; bulutu başka, çiçeği başka, balığı başkadır minyatürün. En çok sevdiğim özelliklerinden biriyse perspektif olmayışı ve boyutsuzluğudur. Bir adamın yanına onun kadar bir çiçek koyabilmek bence çok eğlenceli. Fantastik bir dünyası var ve o yüzden de tam olarak örtüşüyor benim dünyamla.

Özel bir şey olmadığı sürece her gün 4-8-15 gibi değişen ve uzayan saatler boyunca çalışıyorum. Bu kadar uzun saatler çalışabiliyor olmamın temel nedenlerinden birisi de çok eğleniyor ve çok seviyor olmamdır. Bu öyle bir şey ki ürettikçe daha çok üretmek istiyorsunuz. Yeni düşünceler, araştırmalar, okumalar, incelemeler ve denemeler derken bir bakmışsınız saatler geçmiş. Sonra fırçanız, boyanızla kaybolmuş gitmişsiniz yaptığınız kurgunun içinde. Minyatür sihirli bir iksirdir, içtikçe daha çok içmek istediğiniz ve hiç doymadığınız.

Teknik hızlı üretime izin vermez. İyi bir eserin bitmesi 5-6 ayı bulur bazen ama hayaller durmaz. Haritadaki kulelerin arasında süzülürken, aklınız hayalinizdeki ejderhanın peşine düşer; sonra onu planlarken karşınıza bir Osmanlı asker figürü çıkar onu yapmak istiyorum dersiniz. Bütün bunlar olurken o anda çalıştığınız şey o kadar keyiflidir ki bir yandan bitirip yeni heyecanın peşine düşmek isterken, öbür yandan bitmesin biraz daha oynayım içinde dersiniz. Bu öyle peş peşe akıp giden tatlı bir rüya gibi bir şey. O düşsel nahif yapı içinde bana da elimdekilerle neşeyle dans etmek kalıyor sadece.”

Serap Onur Hakkında;

1971 Ankara doğumlu olan Serap Onur lise eğitimini tamamladığı yıllarda İsmail Gümüş’ten resim eğitimi aldı. Ardından GÜGEF Grafik Tasarım bölümüne devam eden Onur, 1994 yılında okulunu dereceyle bitirdi ve çalışma hayatının belirli bir dönemini çeşitli reklam ajanslarında illüstrasyon ve tasarımlar yaparak sürdürdü.

1999 yılında yapıtlarında imge-gerçek ikileminin kurgusal boyutlarını yansıtan Serap Demirağ’dan aldığı eğitimle geliştirdiği tekniğini, kendi özgün tarzına dönüştürdü. 2000 ve 2001 yıllarında Artist Sanat Fuarı’na katılan Onur 2015 yılına kadar tuvale ve cama yaptığı özgün çalışmaları ile kişisel ve karma sergiler açtı.


2015 yılında Memnune Birkan’dan tezhip, Nurten Ünver’den minyatür dersleri alarak geleneksel sanatlara giriş yapan Onur 2017 yılında 7Tepe7Sanat Uluslararası İstanbul Klasik Sanatlar Yarışması’nda Minyatür dalında 4.lük kazandı.

2018 yılında bu yana Taner Alakuş ile minyatür eğitimini sürdüren sanatçı  2019 yılında Konya Büyükşehir Belediyesi 2. Uluslararası İslam Sanatları Yarışması Minyatür dalında 1.lik kazandı ve aynı yıl Kültür Bakanlığı’nda minyatür eğitmenliğine başladı. Eş zamanlı olarak da Hacettepe Üniversitesi Baskı Resim Atölyesi’nde özel öğrenci olarak gravür ve ağaç baskı eğitimi aldı.

Edindiği deneyimleri klasik minyatür teknikleriyle harmanlayarak yarattığı eserlerinde kendi fantastik düşsel yaklaşımını minyatürün naif yapısıyla ortaya koymayı seçen Onur, günümüz minyatür sanatına farklı bir bakış açısı katmayı hedefliyor.

www.seraponur.com

instagram.com/seraponur_art

Minyatür Hakkında;

Minyatür, el yazmalarında metni görsel olarak ifade etmek için yapılmış küçük boyutlu resimlerden oluşan bir sanattır. Batıda Antik Çağ’dan, Doğu’da İslam öncesi dönemlerden başlayıp yaygınlaşmış ve resimsel anlatımın en önemli türü olmuştur. İslam dünyasına matbaanın geç gelişi el yazmalarının birkaç yy daha devam etmesine olanak sağlamıştır.

Sasaniler döneminde Mani isilmli kişi kurduğu dini (Maniheizm) yaymak için bir kitap yazmış ve onu anlatabilmek için resimlemiştir. Bunu öğrencilerine de öğretmiş ve onlarla beraber Asya’ya doğru yayılmıştır.

Türk minyatür geleneğine ait olan en eski örnekler Uygurlar’a kadar uzanmaktadır. 8. yy’da ileri bir minyatür sanatına sahip oldukları az sayıdaki eserlerden anlaşılmaktadır.

Selçuklu Türkleri’de Maniheist Uygur minyatürlerinden etkilenmiş ve Anadolu’ya yayılmalarıyla ilk Türk-İslam Minyatür Üslubu doğmuştur. Selçukluların dağılmasıyla gerileme yaşanmış, o dönemin beyliklerinden biri olan Osmanlı ile yeniden gelişim sürecine girmiştir.

Osmanlı sultanları her zaman sanata ve sanatçıya değer vermiş; böylece imparatorluk döneminde saray ve çevresinde doruk noktasına ulaşmıştır. Ana kaynak Selçuklu resim üslubu olsa da Timurlu ve Türkmen resim üsluplarından da etkilendiği görülmektedir.

Osmanlı minyatürlerine ilk bakıldığında resmin konusundan ziyade canlı-sıcak renklerin hakimiyeti dikkati çeker. Işık-gölge, derinlik ve perspektifin olmadığı bu resimler sadelik içinde ve estetik güzelliğiyle kendini gösterir. Biçimler doğa üstü renklerle boyanabilir. Kendine has komposizyon üslubu içinde, doğadan soyutlanmış nesneler ve canlılar gerçek görünümlerinden farklı bezemelere dönüştürülmüşlerdir. Kompozisyon kurarken altın orana da dikkat edilmiştir. Fantazi ve soyutlama büyük bir uyum içinde kullanılmıştır.

İnsan figürü iki boyutlu, duygudan uzak bir görünüm içindedir ve birbirini örtmeyecek şekilde yerleştirilmiştir. Boyutlar kişilerin önem sırasına göre belirlenir. Kompozisyonda obje, anlatılmak istenen konunun odak noktasını oluşturur.

Osmanlı minyatürleri, çok önemli tarihi işlevi olan resimli tek sanattır; tarihi belgelerdir. Devrin nakkaşları, olayların başlangıcından bitimine kadar, tarih, yer, dönem ve yerel özellikleri kronolojik sıraya göre, belgesel film niteliğinde gerçeklere sadık kalarak en ince detaylarına kadar çalışmışlardır.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.